Bir :(◣_◢)

Kansas City’deki Orta Amerika Kalp Enstitüsü’nde yapılan bir araştırma, 3500 yıllık mumyalarda da kalp hastalıkları olduğunu ortaya çıkardı.

Kraliçe Ahmose Nefertari’nin dadısı Lady Rai’nin mumyası en iyi muhafaza edilen mumyalardan.
KANSAS – Amerikalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, 3500 yıllık mumyalarda da kalp hastalıkları olduğu yönünde işaretler bulunduğunu ortaya çıkardı.Kansas City’deki Orta Amerika Kalp Enstitüsü’nde görevli kardiyolog doktor Randall Thompson, fast food, sigara ve egzersiz yapılmamasının, kalp hastalıklarına yol açan modern faktörler olduğunu düşündüklerini belirtirken, “Ancak bulgular, salt bunların, atardamarlardaki tıkanmanın nedenleri olmadığını gösterdi” dedi.

Thompson ve ekibinin, Ulusal Mısır Tarihi Eserler Müzesindeki 22 mumyayı bilgisayarlı tomografi (CT) yöntemiyle inceledikleri mumyaların MÖ 1981 ve MS 334 yılları arasında yaşayan kişilere ait olduğu, yarısından fazlasının 45 yaşın üzerinde öldüğünün sanıldığı ve bu dönemde ortalama yaşam süresinin 50′nin altında olduğu belirtildi.

Mumyalardan 16’sının incelenmeye uygun kalbe ve damar dokusuna sahip olduğu, bunlardan 9′unun atardamarlarında açık ya da olası sertleşme gözlendiği kaydedildi.San Diego’daki California Üniversitesinde görevli doktor Michael Miyamoto da, mumyalardakiyle günümüz hastalarındaki vasküler kalsifikasyonun benzer görüntüye sahip olması karşısında hayrete düştüklerini ifade ederek, “Belki de damar sertliğinin gelişimi, insan olmanın bir parçası” diye konuştu.

Araştırmada, mumyalardan birinin, muhtemel kalp krizi geçirdiği yönünde kanıt elde edildiği, ancak bu krizin ölümcül olup olmadığının ise bilinmediği, mumyalamanın su kaybına yol açması nedeniyle bu kişilerin o dönemde kaç kilo olduklarını söylemenin de mümkün olmadığı belirtildi.

Mumyaları incelenen bu kişilerin yaşadıkları dönemde yüksek statüye sahip oldukları ifade edilirken, doktor Randall Thompson, zengin insanların, et ve tuzlu et yediklerini, bu nedenle yüksek tansiyon hastası da olabileceğini, ancak bunun spekülasyon olduğunu kaydetti.

Kalp hastalığı işaretleri gösteren en yaşlı mumyanın, Kraliçe Ahmose Nefertari’nin dadısı Lady Rai olduğu bildirildi.

AA

Tags: 3500 yıllık mumyalar, Ahmose Nefertari, Amerika, Bilim, Bir, Bu, Daki, Deki, Doktor, doktor Randall Thompson, Egzersiz, En Iyi, Fast Food, kalp hastalıkları, kalp hastası, Kalp Krizi, Kansas City, Kilo, Miyamoto, mumyalar, Orta, Orta Amerika Kalp Enstitüsü, Rai, Randall Thompson, Tarihi Eserler, Tomografi

Related posts

Dünyada 100 milyon kopya satan ‘Da Vinci Şifresi’ kitabının yazarı Dan Brown İstanbul’a geldi.

İSTANBUL – Milano’dan gelen ünlü yazar Dan Brown, Atatürk Havalimanı’nda sempatik tavırlarıyla ilgi odağı oldu.

Dan Brown, ilk kez geldiğini belirterek, ”Heyecan verici bir ülke olan Türkiye’de bulunmaktan mutluluk duyuyorum” dedi. Atatürk Havalimanı’nda Dan Brown’a ikisi Amerikalı, biri Türk 3 koruma eşlik etti.

Amerikalı yazar Dan Brown, yarın piyasaya sunulacak olan son kitabı ”Kayıp Sembol”ün yayıncısı Altın Kitaplar’ın, 50′inci yılı nedeniyle düzenlenecek yemeğe katılacak.

AA

Tags: Aa, Bir, Da Vinci, Dan Brown, Dedi, Etti, Geldi, Gelen, Heyecan, Ilk, Inci, Istanbul, Milano, Mutluluk, Nda, Satan, Sembol, Sempatik, Verici, Yazar

Related posts

Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya, hesap kapatılırken unutulan 1 kuruşluk bakiye karşılığında bankaların 300 liraya kadar bedel talep edebildiği bildirildi.

 

 

 

 

Kaya, yaptığı yazılı açıklamada, ”Hesap işletim ücretleri”nin 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesi gereği haksız ve geçersiz olduğunu belirtti.

Bankaların hesap sahiplerinden, yılda ortalama 200 lira hesap işletim ücreti tahsil ettiğini iddia eden Kaya, şunları kaydetti:

Daha ileri giderek kapatılmış, ancak kuruşluk bakiye kalmış hesapları da gelir kapısına çevirmiştir. Özellikle son dönemlerde çalışmayan banka hesabı yüzünden borçla karşılaşan tüketicilerin şikayetlerinde önemli artış oldu. Hesap kapatılırken unutulan 1 kuruşluk bakiye karşılığında bankalar 300 liraya kadar bedel talep edebiliyor. Bankalar, hesap kapatma yapıldığında 1 kuruşluk bakiye kaldığı gerekçesiyle hesabın bugüne kadar açık tutulduğunu söylüyor. Rakamlara bakılırsa karlı bir yatırım.”

Bankada bulunan hesabı kapatmak veya bütün parasını çekmek isteyen tüketicinin, banka görevlisinin yönlendirmesiyle hareket ettiğini öne süren Kaya, şöyle devam etti:

”Hesap açık kalsın beyanı olmasa dahi kuruşluk bakiyelerden dolayı bu kadar yüksek bedeller istemek hukuka aykırıdır. Yaşanan krize rağmen eski defterleri karıştırmak, yeni bedeller çıkarmak, bankacılık kesimine olan güvenin zedelenmesini artırmaktadır. Bu dönemde bir çok alacağının üzerine çizgi çeken esnaf ve iş verenimize karşı bankacılık kesiminin yeni borçlandırma teknikleri keşfetmesi doğru değildir.

Tüketiciler, kapattıklarını düşündükleri eski banka hesaplarını mutlaka kontrol etmelidir. Eski ve çalışan hesaplarından dolayı hesap işletim ücreti gibi adlarla ücret istenmesi halinde Tüketiciler Birliği’ne müracaatları halinde gereken hukuki destek yapılacaktır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gerekli müdahaleyi yaparak yaşatılan mağduriyeti gidermelidir.”

 

 

Tags: Bir, Dahi, Eden, Genel, Hareket, Iddia, Kaya, Kontrol, Krize, Lira, Yeni

Related posts

AB'den sorumlu vali yardımcıları geliyor

81 ile Avrupa Birliği’nden sorumlu vali yardımcıları atanacak…
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Avrupa Birliği sürecini Türkiye’nin her yerinde canlı hale getirmek için 81 ile AB’den sorumlu vali yardımcısı atanacağını açıkladı.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’ni yeniden yapılandırdıklarını da hatırlatan Bağış, Brüksel’e 6, Strasbourg’a 1 temsilci göndereceklerini söyledi. Devletin çeteler tarafından yönetilmesini isteyenlerin AB sürecini baltalamaya çalıştığını ifade eden Bağış, “Bunlara pabuç bırakmayacağız.” dedi. Bağış, muhalefetteyken Türkiye aleyhinde sözler söyleyen AB’nin ilk başkanı Herman Van Rompuy’ın kendisine “Alınmış konsey kararlarına sadık kalacağım.” sözünü verdiğini belirtti.

Egemen Bağış, Stockholm’den dün temaslarda bulunduğu Brüksel’e geçerken aralarında Zaman’ın da bulunduğu gazetecilere önemli açıklamalar yaptı. Yeniden yapılanan AB Genel Sekreterliği hakkında bilgi veren Bağış, “340 kadrolu esnek yapı oluşturduk. Ana birimleri 6′dan 14′e çıkardık.” dedi. Başmüzakereci, AB heyecanını artırmak için valileri sürece dahil edeceklerini vurgulayarak, şunları söyledi: “Her ilde AB’den sorumlu vali yardımcısı olacak. İçişleri Bakanı’yla çalıyoruz. Valiliklere 150 AB uzmanı göndereceğiz. AB süreci Türkiye’nin her yerinde etkisini gösteren süreç haline geldi. AB fonları ile başlayan projeler ülkenin her yerinde yürüyor.”

Devlet Bakanı, AB Genel Sekreterliği bünyesinde yeni oluşturulan birimlerle ilgili ise şunları aktardı: “AB Hukuk Başkanlığı’nı kuruyoruz. Böyle bir mekanizmamız yoktu. Sivil Toplum Kültür ve İletişim Başkanlığı ve Çeviri Eşgüdüm Başkanlığı kuruyoruz. 110 bin belgeden 4 bini ancak çevrildi.” AB Genel Sekreterliği’nin sınavla 42 uzman, 140 uzman yardımcısı alacağını duyuran Bağış, “Yeni ekip, müzakereleri omuzlayacak. 14 birim başkanının 8′i bayan.” dedi.

Başmüzakereci Bağış, 11 aylık görevinde Avrupa’da mı yoksa Türkiye’de mi daha fazla engelle karşılaştığı sorusunu şöyle cevapladı: “Şu an itibarıyla Türkiye’de Avrupa’dan daha fazla engel çıkıyor. Devletin çeteler tarafından yönetilmesini isteyenler AB sürecini engellemek için çaba harcıyor. Bunların hiçbirine pabuç bırakmayacağız. Kamuda bir sorun görmüyorum, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ devir teslim töreninde AB projesinin önemine dikkat çekmişti.”

Lizbon Anlaşması’yla AB yönetimine daha önce Türkiye karşıtı sözler sarf eden Herman Van Rompuy’un seçilmesine de değinen Egemen Bağış, bu konuda bir endişelerinin olmadığını aktardı: “Van Rompuy, AB başkanı olduktan sonra yaptığımız görüşmelerde ‘Ben alınmış Konsey kararlarına sadık kalacağım.’ dedi. Müzakereleri durdurmak için oybirliği gerekir. Eski bir siyasetçimizin dediği gibi bulsunlar 27′yi alsın kararı da görelim. 27 AB üyesi ‘hayır’ demedikçe hiçbir şey yapamazlar.”

Tags: Ana, Anca, Bilgi, Bini, Bir, Dedi, Eden, Egemen, Genel, Herman Van, Hukuk, Ilk, Nin, Projeler, Quot, Sivil Toplum, Stockholm, Strasbourg, Veren, Yeni, Yla

Related posts

Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen bir panele katılan CHP milletvekilleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Ali Kılıç protestolarla karşılandı. Çıkan olaylarda 2 kişi yaralandı.

CHP milletvekilleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Ali Kılıç’ın Viyana’da katıldığı panelde kendilerini “Dersimli Kürtler” olarak tanıtan bir grup protesto gösterilerinde bulundu.

CHP karşıtı sloganlar atan protestocuların paneli engelleme girişmeleri üzerine olay yerine 200′den fazla polis geldi.

Polisin salona girmesiyle arbede çıktı. Panelin düzenlendiği salonu yaklaşık 2 saat boyunca işgal eden göstericilere polis biber gazıyla müdahele etti.

Polis protestocuları zor kullanarak salondan attı. Çıkan olaylarda 2 kişi yaralandı.

ajanslar

Tags: Ali, Atan, Biber, Bir, Chp, Eden, Kemal, Olay, Panele, Paneli, Polis, Protesto, Saat, Salona, Sloganlar, Viyana

Related posts

Orman vasfını yitirmiş hazine arazilerinin satışını öngören, kamuoyunda ‘2-B Yasası’ olarak bilinen kanun için gözler Anayasa Mahkemesi’nde. Hükümet bir yandan da Milli Emlak Müdürlükleri aracılığıyla ülke genelindeki 2-B arazilerinin durumunu tespit ediyor. Yapılan ilk incelemelerde arazilerin işgal altında olduğu belirlendi.

Devletin resmi verilerine göre, ülkede orman vasfını kaybetmiş Hazine arazilerinin toplam büyüklüğü 473 bin hektar olarak ölçülüyor. Bir başka ifadeyle, bu araziler 4 milyar 730 bin metrekarelik veya 5 milyon 98 bin 467 dönümlük bir alanı kaplıyor.

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in vetosunun ardından ‘5831 sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ bu yılın başında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayından geçmişti. CHP’nin başvurusunu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz Mayıs ayında Hazine adına orman dışına çıkarılan 2B arazilerinin satışını öngören 5831 sayılı ‘Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemini esastan görüşmeye karar verdi. Yapılan değişiklikle, kamuoyunda ‘2-B’ olarak da bilinen orman özelliğini yitirmiş alanlar; kadastro işlemleri yapılarak, Hazine adına tescil edilecek. Ülke genelinde Milli Emlak müdürlükleri vasıtasıyla yapılan incelemelerde, arazilerin büyük kısmının işgal altında olduğu belirlendi. Sadece İstanbul’da Sultanbeyli ve Ümraniye gibi semtlerin yüzde 80′inin 2-B arazilerinin üzerinde kurulu olduğu tespit edildi.

473 bin hektarlık 2-B kapsamındaki arazilerin en çok bulunduğu illerin başında 45 bin 548 hektarlık arazi ile Antalya birinci sırada yer alıyor. Antalya’yı Balıkesir, Mersin, Adapazarı, Muğla ve İstanbul takip ediyor. Tescil işlemlerinin tamamlanmasıyla 2-B arazilerinin satışından hükümet 25 milyar dolar gelir bekliyor.

2B NEDiR?

2B, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. Maddesi B Bendi için kullanılan bir kısaltmadır. Bu tabir, orman vasfını yitirmiş araziler için kullanılmaktadır. Daha açık bir ifadeyle, orman vasfını yitirmiş, kadastro marifetiyle orman alanları dışına çıkartılmış, bir daha geri kazanılamayan ve ıslah edilemeyen araziler 2B olarak tanımlanmaktadır. (CİHAN)

Tags: Ahmet Necdet Sezer, Arazi, Bin Metrekarelik, Bir, Chp, Gibi, Hazine, Ilk, Inin, Istanbul, Karar, Milli Emlak, Sultanbeyli, Tapu, Veya

Related posts

45 ülkede aynı zamanda hazırlanan ‘Dindarlık Raporu’na göre Türkiye’de dindarlık diğer ülkelere göre daha yüksek. Dikkat çekici bir sonuç ise son yıllarda laik kesimin kendisini daha fazla baskı altında hissediyor oluşu.

 

 

 
 
ntvmsnbc

 İSTANBUL – Dindarlığın dünya genelindeki durumunu ortaya çıkarmak için International Social Survey Program (ISSP) tarafından 1991 ve 1998 yıllarında iki araştırma yapılmıştı. Bu araştırmalarda yer almayan Türkiye, 2008 yılında yapılan ve 45 ülkeyi kapsayan üçüncü araştırmaya katıldı.

 Araştırma sonuçları Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Ersin Kalaycı tarafından düzenlenen bir basın toplantısıyla duyuruldu ve değerlendirildi.

 Veri toplanması ve sosyal bazı nedenlerden dolayı Türkiye dışıındaki Müslüman ülkelerin dahil olmadığı araştırmaya göre Türkiye’de dindarlık düzeyi, araştırmanın yapıldığı diğer ülkelere göre hemen her boyutta yüksek. 

 Raporda dikkat çekici bir başka konu da, Türkiye’de dindarlığın hoşgörü kaynağı olduğuna dair genel bir kanaat bulunmasına rağmen bunun güncel hayata yansımamış oluşu.

 

 

NE KADAR DİNDARIZ?
Araştırmaya katılanların yüzde 16’sını kendisini son derece dindar, yüzde 39’u oldukça dindar, yüzde 32’si de biraz dindar olarak nitelendiriyor. Dindar olamadığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 7 düzeyinde.

Bu konuda sorulan ikinci bir soru da insanların dini vecibelerini yerine getirip getirmediği yönünde oldu. Katılımcıların yüzde 47’si yani yaklaşık yarısı kendisini hem dini vecibelerini yerine getiren hem de dindar bir olarak tanımlarken, yüzde 20’si dini vecibelerini yerine getirememesine rağmen kutsal değerlere ilgi duyduğunu belirtti. Katılımcılardan sadece yüzde 4’ü sorulan soruya olumsuz yanıt verdi.

Sonuçları değerlendiren Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycı, kendisini dindar olarak kabul edenlerin sayısının yüksek olmasına rağmen, ibadet etme alışkanlıklarının belirtilenden daha az olabileceğini vurguladı.

Araştırmaya katılanlara sorulan bir başka soru da temel doğruların bir çok dinde mevcut olup olmayacağı yönünde oldu. Katılımcıların yüzde 60’ı sadece tek bir dinin gerçek olduğunu söylerken, yüzde 34’ü farklı dinlerde temel doğruların olabileceğini belirtti. Dinsel öğretilerde çok az gerçek payı olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 6’da kaldı.

Araştırmanın yapıldığı diğer ülkelerin 2008 sonuçları henüz yayınlanmadığı için 1998 yılının sonuçları ile karşılaştırma yapılan rapora göre sadece tek bir dinin gerçek olduğu görüşü sadece Türkiye’de yüzde 50’nin üzerinde çıktı. Güney Kıbrıs, Filipinler, İsrail ve Portekiz’de bu oran yüzde 40-50 arasında olurken, özellikle Batı Avrupa ülkelerinde bu oran yüzde 20’lerin altında tespit edildi.

HOŞGÖRÜ AZ
Türkiye’de yapılan pek çok araştırmada insanlar kendilerini hoşgörülü olarak kabul ediyor. Ancak pratik yaşamda verilen örneklerde bu oranın düştüğü görülüyor. Benzer veriler, bu raporda da yer alıyor.

Katılımcılara “Sizden farklı bir dine mensup olan veya din hakkındaki gorusleri sizden farklı olan birisinin seçimlerde oy vermeyi dusunduğunuz siyasal parti listesinden aday olmasını kabul eder miydiniz?” sorusuna olumlu cevap veren oranı yüzde 47’de kalırken, katılımcıların yüzde 37’si kesinlikle bunu kabul etmeyeceklerini belirttiler.

Bu konuda sorulan bir başka soru da “Kamuya acık toplantılar duzenleyerek fikirlerini acıklamalarına izin verilmeli mi?” oldu. Katılımcıların sadece yüzde 35’i bu soruya evet derken, hayır diyenlerin oranı yüzde 59 oldu. Olumsuz görüş bildirenlerin yüzde 36’sı “kesinlikle izin verilmemeli” dedi.

Hoşgörü konusunda sorulan son soru ise “farklı dini görüşteki kişilerin kendi görüşlerini anlatan kitaplar yayınlamalarına izin verilmeli mi?”ydi. Bu soruya da katılımcıların yüzde 38’e “evet” derken, yüzde 21’i “verilmemeli”, yüzde 33’ü ise “kesinlikle verilmemeli” dedi.

DİNDARLARA BASKI AZALDI
Son yıllarda türban tartışması ve mahalle baskısı gibi konular Türkiye gündemini çok sık meşgul ediyor. Raporda bu konularda da ilginç saptamalar yer alıyor.

 Devlet memurlarının ve öğrencilerin başlarını örtmesine izin verilmelidir diyenlerin oranında 1999’dan 2009’a kadar geçen sürede hafif de olsa bir azalma görünüyor. 1999’da bu konuda olumlu görüş bildirenlerin oranı yüzde 75 civarındayken 10 yıl sonra bu oran yüzde 70 oranına düşmüş. Türban takılmasına “hayır” diyenlerin oranı ise yüzde 16-17 düzeyinden yüzde 23-24′e yükselmiş.

  
 Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından bir ise dindarlara yönelik baskı olup olmadığı konusunda. “İnsanlar Müslümanlığın gereği olan ibadetlerini serbestce yerine getirebiliyorlar mı?” sorusuna, AKP’nin iktidara gelmesinden hemen önce 2002 yılında yüzde 63 evet, yüzde 34 hayır denilirken, 2009’da evet diyenlerin oranı yüzde 78’e çıkmış, hayır diyenlerse yüzde 19’a gerilemiş görünüyor.

Benzer bir şekilde “Turkiye’de dindar insanlara baskı yapılıyor mu?” sorusuna “hayır” diyenlerin oranı 2002’de yüzde 56 iken bugün yüzde 71 düzeyinde. Karşıt görüşü savunanların oranı ise yüzde 40’tan yüzde 24’e geriledi.

Son 7 yılda dinin yaşanmasında bir rahatlama olduğu görüşü ağırlık kazanırken, araştırma sonuçları benzer bir durumun laik kesimler için de söz konusu olduğunu gösteriyor.

2006 yılında laik kesimden insanların hayatlarını serbestçe yaşabildiklerini düşünenenlerin oranı yüzde 79 iken bugün oran yüzde 86’a çıkmış durumda.

TÜRBAN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ EN BÜYÜK SORUNLAR
Peki hem dindar hem de laik kesim hangi konularda baskı gördüğünü düşünüyor? Dindar insanların yarıdan fazlası baskı örneği olarak türban konusunu gösteriyor. Bu oran 2002’de yüzde 68 iken bugün yüzde 59. İbadet özgürlüğünün engellendiğini düşünenlerin oranı yüzde 7 düzeyindeyken, İmam-hatip Liselerinin statüsü ve ordu baskısı ise yüzde 5’in altında görünüyor.

Laik kesimin en önemli sıkıntısı ise ibadet baskısı. 2006 yılında kendisini laik olarak tanımlayanların yüzde 14’ü ibadet baskısı gördüğünü söylerken bugün sayı iki katına çıkarak yüzde 28’e oldu. Benzer bir biçimde ifade özgürlüğü konusunda sıkıntı yaşadığını belirtenlerin sayısı yüzde 8’den yüzde 20’ye çıkmış durumda.


 
Tags: Bir, Bu, Bunun, Dair, Dr Ali, Genel, Hayata, International Social Survey, Istanbul, Prof Dr, Survey Program

Related posts

WATER ON THE MOON

AYDA SU BULUNDU

Google’dan ‘Water on the moon’ özel logosu! Dünya arama devi Google, Nasa’nın ayda su bulduğunu açıklaması üzerine global bir doodle (özel logo) hazırlayarak bunu tüm dünyaya aktardı…

Google’dan ‘Water on the moon’ özel logosu!

Dünya arama devi Google, Nasa’nın ayda su bulduğunu açıklaması üzerine global bir doodle (özel logo) hazırlayarak bunu tüm dünyaya aktardı…

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Ay’da donmuş halde önemli miktarda su bulunduğunu açıklaması, Google’ı da harekete geçirdi. Tüm dünyada Google’ı ziyaret eden kullanıcılar, Ay’da suyun keşfedilmesini anlatan glabal doodle ile karşılaşıyorlar.

“GERÇEKTEN EVET, SU BULDUK”

NASA’nın Ay Kraterleri Gözlem ve Algılama Uydusu’ndan sorumlu araştırmacı Anthony Coleprete dün düzenlediği basın toplantısında “Gerçekten evet, su bulduk. Hem de az değil, önemli miktarda” demesi üzerine tüm dünyada, Ay’da su keşfedilmesinin ardından büyük bir heyecan daha başladı. NASA, Ay’da suyu ise, güney kutbu bombardımana tutarak buldu.

Google ise dünya tarihine geçecek bu anı es geçmedi. Global doodle’ı ile kullanıcılarını karşılayan Google, “Discovery of water on the moon” yani “Ay’da suyun keşfi” başlığı ile bunu kullanıcılarına duyurdu. Bu özel logoyu tıklayan kullanıcılar ise İngilizce olarak “water on the moon” (Ay’da su) aramasına otomatik olarak yönlendiriliyor. 

NASA: Ay’da önemli miktarda su bulundu (resmi açıklama)

NASA görevlisi Coleprete düzenlediği basın toplantısında “Ay’da donmuş halde su bulduk. Hem de az değil önemli miktarda”dedi
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Ay’da donmuş halde önemli miktarda su bulunduğunu açıkladı. NASA’nın Ay Kraterleri Gözlem ve Algılama Uydusu’ndan sorumlu araştırmacı Anthony Coleprete dün düzenlediği basın toplantısında “Gerçekten evet, su bulduk. Hem de az değil, önemli miktarda”ifadesini kullandı. Bir başka NASA yetkilisi de keşfin büyük bir önem taşıdığına işaret etti.

Nasa şu açıklamayı yaptı: “Biz” özverili çalışmalarımızla Anthony Colaprete, LCROSS proje bilim adamı ve NASA’nın Ames Araştırma Merkezi Moffett Field, California’nın de Yürütücü delil göstermek su “Birden fazla satır dedi hem yüksek açı buharı tüy ve ejecta perde tarafından oluşturulan mevcuttu LCROSS Centaur etkisi. konsantrasyon ve su ve diğer maddelerin dağıtılması detaylı analiz gerektirir, ancak Cabeus su tutar demek güvenlidir. “

Özetle, üzerinde tahliller yapılması, buharlaşma düzeyi vs.. araştırılması gereklidir. Ancak detayları ileriye bırakacak olursak Ayda Su Bulunmuştur.

Nasa Says: NASA announced a spacecraft that purposely slammed into the moon has turned up evidence of water.

Tags: Amerikan, ayda su, ayda su bulundu, Bir, Daha, Dedi, Discovery, discovery water on the moon, Eden, Glabal, Google, Halde, Nasa, Ndan, uzay, Water On The Moon

Related posts

Antalya’da patlama

Antalya’da bir restoranda gaz sıkışması sonucu meydana gelen patlama nedeniyle Atatürk Caddesi savaş alanına döndü. Patlamada ölen ya da yaralanan olmadı.

ANTALYA – Gençlik Mahallesi 1318 No’lu Sokak’ta bulunan bir restoranda bu sabah erken saatlerde patlama oldu.

Gaz sıkışması nedeniyle meydana geldiği sanılan patlamada yaklaşık 200 ev etklendi. Patlamada 20 araç da zarar gördü.

Patlamada ölen ya da yaralanan olmadı.

AKAYDIN: 10 SENE BU CADDEDE YAŞADIM
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, olay yerine giderek incelemelerde bulundu.

Akaydın, patlamanın yaşandığı Girne apartmanının iki apartman yan tarafında bulunan 38 numaralı Fenercioğlu apartmanını göstererek, ”Şu binada 10 sene yaşayan bir Antalyalı olarak komşularıma geçmiş olsun diliyorum” dedi.

PATLAMAYLA UYANDILAR
Patlamanın meydana geldiği apartmanda oturan Aydın Yurdagül ”Odamdaki bütün camlar aşağı indi. Ailemi kontrol ettim, kimsenin bir şeyi yoktu. Kapıyı açtık. Bir duman merdivenden yukarı çıkıyor, boğazımızı yakıyordu. İlk önce yangın var sandık. Kapıyı kapattık. Bir süre balkonda bekledik. Yaşlı komşularımıza seslendik ve aşağıya indik” diye konuştu.

Patlamanın olduğu Antepçe restoranın yanındaki Angel büfenin sahibi Hüseyin Doğan “İşyeri çok kötü. Köpeğim de yaralandı, durumu çok kötü” dedi.

Çevredeki apartmanlardan birinde oturan Fatma Savran da evlerinin tüm camlarının kırıldığını söyledi.

Tags: Antalya, Apartman, Belediye, Bir, Duman, Erken, Ev, Fatma, Girne, Ilk, Kontrol, Mustafa, Olay, Olsun, Sabah Erken Saatlerde, Savran, Sene, Sokak, Ya, Yan

Related posts

GDO’dan kaçış yok

800′den fazla GDO’lu ürünü tüketiyoruz ama ne yediğimizi biliyor muyuz?

İSTANBUL – İnsanlar, tarıma başladığından beri yetiştirdileri bitki ve hayvanlara istedikleri özellikleri kazandırmaya çalışıyor. ’Yetiştirmek’, yapay bitkilerin özelliklerine müdahale ederek onları daha verimli hale sokmak olarak tanımlanıyor.

Bir başka değişle bitkilere müdahale tarımın başlangıcından itibaren söz konusu. Ancak bu müdahale bitkilerin doğrudan genleri üzerinden olmamıştı. Bilimin gelişmesiyle 1980’lerden sonra bu da mümkün oldu.

Bu ay NTV Bilim’in de kapak konusu yaptığı genetiği değiştirilmiş gıdalar, ilk üretildikleri dönemden bu yana tartışmaların konusu oldu.

GDO NEDİR?
Bilimadamları 25 yıl önce, genleri DNA’dan ayırarak başka bir canlıya yerleştirebilceklerini keşfettiler.

 Bir canlıdaki genetik özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan bir canlıya aktarılması sonucunda üretilen yeni canlıya Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) deniyor.

Şemanın animasyonlu halini görmek için tıklayın.

Özellikle 1980’lerden sonra bitki biyoteknolojisi alanında önemli gelişmeler sağlandı. İlk transgenik (genetiği değiştirilmiş) ürün olan, uzun raf ömrüne sahip Flavr Savr domaesi 1996 yılında raflardaki yerini aldı. Bunu, gen aktarılmış mısır, pamuk, kolza ve patates izledi.

Bu yöntemle elde edilen bitkiler, ilaçlara ya da zararlılara karşı daha dirençli oluyor. Bu da kimyasal böcek ilaçlarının kullanılmasını azaltıyor. Günümüzde mısır ve pamuğun zararlılara, soya ve kanolanın böcek ilaçlarına, papaya ve kabağın da virüslere karşı dirençli olmasında GDO teknolojisi kullanılıyor.

Genlere müdahale ederek bitkilerin lezzet, besleyicilik ya da dayanıklılık gibi özelliklerini geliştirilebiliyor. İstanmeyen durum ve olaylara daha kolay müdahale edilebiliyor. Genetiği değiştirlmiş organizmaların özellikle aşı ve ilaç yapımında kullanılması önem kazanıyor. Susuzluğa dayanıklı bitki geliştirme çalışmaları ise halen devam ediyor.

AŞILARDA GENETİĞİ DĞİŞTİRİLMİŞ ÜRÜNLER TAŞIYOR
Gıdaların genetiğinin değiştirilmesi ile ilgili tartışmlar devam ediyor ancak genetiği değiştirilmiş ürünler yeni değil. İnsülin geninin domuzlardan alınıp bir bakteriye aktarılmasıyla diyabet hastalarına insülin sağlanabiliyor. Tiroid ve büyüme hormonları genleri, hayvanlardan kesilerek bakterilere aktarılıyor ve hormon eksikliği olan insanlar faydalanabiliyor. Şekersiz yiyecekler kullanılan Aspartame maddesi de GDO’lardan üretiliyor.En önemlisi ise hepatit B aşısı başta olmak üzere bir çok aşının GDO’lardan elde ediliyor olması.

AÇLIĞA ÇARE Mİ?
Ayrıca genetik müdahale ile daha bol ürün elde edilemesi de teorik olarak mümkün. Bu özelliklerinden dolayı, GDO’yu savunanlar, bunun dünyada artan gıda ihtiyacın karşılanması konusunda cevap olabileceğini savunuyor.

ABD Tarım Bakanlığı’nın yaptırdığı bir araştırma ise GDO’lu ürünlerin daha yüksek verim sağladığının genel bir doğru olarak kabul edilemeyeceğini ortya koydu. Bu rapora göre verimin daha yüksek olduğu bölgeler olduğu gibi daha düşük olduğu bölgeler de var.

ELEŞTİRİLER
GDO teknolojisindeki gelişmeler ve bu tür bitkilerin daha yaygın olarak kullanılması ile birlikte GDO’lu ürünler hakkında tartışmalar da yoğunlaştı. GDO’lu ürünler özellikle insan sağlığı ve çevreye etkileri konusunda eleştirilerin merkezine yerleşti.

Konuyu sağlık açısından ele alan bazı bilimadamları, GDO içeren yiyeceklerin insan sağlığına zararlı olaileceğini savnuyor. Gen bitkinin içine yerleştirildiği için, onu tüketenlerin de risk altında olacağı, sağlık konusundaki eleştirilerde sık sık dile getiriliyor. GDO’ların hedef olan ürün hariç diğerlerinde nasıl bir etki yaptığı bilinmiyor. Zaman zaman bu gıdaların kansere yol açacağı iddiaları dil getirilse de bunun doğruluğunu kanıtlayan bir araştırma henüz yapılmadı.

ÇEVREYE TEHDİT Mİ?
GDO’lu bitkilere getirilen eleştiriler önemli bir bölümü de doğal çevreye olan etkileri ile ilgili. Karşıt görüştekiler GDO içeren ürünlerinin tohumları çevreye karışıarak doğal ürünleri etkileyip yapısnı bozabileceğini savunuyor. GDO’lu ürünlerin doğal ortama yayılıp yaygınlaşması sonucunda böcek nüfusunun olumsuz etklilenmesi ve tüm ekosistemin çökme olasılığı da dile getirilen bir başka eleştiri. GDO’lu ürünlerin biyoçeşitliliği tehlikeye sokacağı ve biyolojik kirliliğe neden olacağı da yaygın endişeler arasında.

ETİK BİR TARTIŞMA
Tartışmanın bir başka boyutu da ekonomi temelli. Bugün GDO’lu gıda üretimi bir kaç şirketin tekeli altında. Geleneksel tarımda kullanIlan bitkilerin tohumlarıyla bir sonraki yıl yenide ürün alınabiliyor. GDO’lu tarında ise bu mümkün değil; üreticiler, firmalardan her sene tohum alınmak zorunda.

Eleştirilerin ticaret ve etiğin kesiştiği bir konu da patent konusu. GDO’lu bitkilerin patentinin neredeyse tamamı şirketlerin elinde bulunuyor. Tüm insanlığa ait olan bir materYal olan DNA’nın özellşetirlmesi endişe ve tartışma kaynağı.

HUKUKİ BOYUT NET DEĞİL
Konunun yasal boyutu da net değil. Transgenik bitki üretimi yapan ülkeleri bu konuda mevzuat çalışmalarını yapmış olsalar da, bu ürünlerin pazarlandığı ülkelerdeki teknolojik ve mevzuat eksikliği önemli sorunlar yaratıyor.

GDO’lu ürünler için ruhsatlandırmayı ABD’de Gıda ve ilaç Dairesi (FDA), Avrupa Birliği’nde ise Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) yapıyor. Ama bazı AB ülkeleri kendi biyogüvenlik yasalarını kuruyor ve birliğin kontrol mekanizmalarına ek olarak kendi ülkelerindeki bilim merkezlerinde yeni güvenlik araştırmaları yaptırıyor.

UZLAŞI MÜMKÜN MÜ?
GDO’lu ürünler hakkında bir uzlaşma olabilir mi? Bu konuda tartışılan bir kaç alternatif var:

  • GDO içeren ürünler için izole yetiştirme alanları kurulabilir.
  • En büyük 5 GDO üreticisi için kısıtlamalar getirebilir
  • GDO içeren ürünlerin etkileri tam olarak gözleninceye kadar reklam yapılmayabilir
  • GDO ürünleri yetişmek isteyen çiftçilere lisans alma zorunluluğu getirebilir.
 Grafiği daha detaylı görmek için üzerine tıklayınız.

 HANGİ ÜLKELERDE ÜRETİLİYOR?
Halen yetiştirilmekte olan transgenik ürünlerin yetiştirildiği ekim alanlarının % 99’un ABD, Arjantin, Kanada ve Çin’de yer alıyor.

ABD ‘de işlenmiş gıdaların yüzde 75’i GDO’lu ürün içeriyor. Yapılan araştırmalarda, Amerkian vatandaşların çoğu GDO içeren ürünler hakkında resmi kuruluşlara güvendiği, AB vatandaşalrınınsa daha çok sivil toplum kuruluşları ile üniversitelere itibar ettiği görülüyor.

TÜRKIYE’DE GDO’LU ÜRÜN VAR MI?
Herhangi bir denetim olmadığı için Türkiye’dene kadar alanda GDO’lu ürün yetiştirildiği bilinmiyor. Bununla birlikte biyogüvenlik yasası geçtiğimiz ay çıktığı için genetiği değiştirilmiş bitkilerin kontrolsüz biçimde Türkiye’ye girdiği ve gıda sanayiinde yıllardır kullanıldığı biliniyor. Yapılan bir çalışmaya göre Türkiye’de satılan 800’e yakın gıda maddesi, GDO içeriyor.

HANGİ ÜRÜNLERDE GDO VAR
Özelikle GDO’lu soya ve mısır nedeniyle geniş bir ürün yelpazesinde GDO’lu ürünler kullanılıyor. GDO’lu soya; sucuk, salam, sosis gibi kırmızı etin kullanıldığı ürünlerde, etsuyu tabletlerde, fındık-fısık ezmesi, çikolatalı ürünler, çeşitli unlu mamüller, süt tozu, hazır çorbalar ve hayvan yemlerinde kullanılıyor.

GDO’lu mısırın kullanıldığı alanlarsa; nişasta bazlı tatlandırıcılar yoluyla gazoz, kola ve meyve suları, mısır yağı, bebek mamaları, hazır çorbalar ve hayvan yemleri.


Tags: Ama, Beri, Bilim, Bir, Bitki, Bitkilerin, Daha, Durum, Flavr Savr, Gdo, Genetik, Ilk, Insanlar, Istanbul, Kapak, Papaya, Raf, Uzun, Verimli, Yok

Related posts