Chp :(◣_◢)

Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen bir panele katılan CHP milletvekilleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Ali Kılıç protestolarla karşılandı. Çıkan olaylarda 2 kişi yaralandı.

CHP milletvekilleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Ali Kılıç’ın Viyana’da katıldığı panelde kendilerini “Dersimli Kürtler” olarak tanıtan bir grup protesto gösterilerinde bulundu.

CHP karşıtı sloganlar atan protestocuların paneli engelleme girişmeleri üzerine olay yerine 200′den fazla polis geldi.

Polisin salona girmesiyle arbede çıktı. Panelin düzenlendiği salonu yaklaşık 2 saat boyunca işgal eden göstericilere polis biber gazıyla müdahele etti.

Polis protestocuları zor kullanarak salondan attı. Çıkan olaylarda 2 kişi yaralandı.

ajanslar

Tags: Ali, Atan, Biber, Bir, Chp, Eden, Kemal, Olay, Panele, Paneli, Polis, Protesto, Saat, Salona, Sloganlar, Viyana

Related posts

Orman vasfını yitirmiş hazine arazilerinin satışını öngören, kamuoyunda ‘2-B Yasası’ olarak bilinen kanun için gözler Anayasa Mahkemesi’nde. Hükümet bir yandan da Milli Emlak Müdürlükleri aracılığıyla ülke genelindeki 2-B arazilerinin durumunu tespit ediyor. Yapılan ilk incelemelerde arazilerin işgal altında olduğu belirlendi.

Devletin resmi verilerine göre, ülkede orman vasfını kaybetmiş Hazine arazilerinin toplam büyüklüğü 473 bin hektar olarak ölçülüyor. Bir başka ifadeyle, bu araziler 4 milyar 730 bin metrekarelik veya 5 milyon 98 bin 467 dönümlük bir alanı kaplıyor.

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in vetosunun ardından ‘5831 sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ bu yılın başında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayından geçmişti. CHP’nin başvurusunu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz Mayıs ayında Hazine adına orman dışına çıkarılan 2B arazilerinin satışını öngören 5831 sayılı ‘Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemini esastan görüşmeye karar verdi. Yapılan değişiklikle, kamuoyunda ‘2-B’ olarak da bilinen orman özelliğini yitirmiş alanlar; kadastro işlemleri yapılarak, Hazine adına tescil edilecek. Ülke genelinde Milli Emlak müdürlükleri vasıtasıyla yapılan incelemelerde, arazilerin büyük kısmının işgal altında olduğu belirlendi. Sadece İstanbul’da Sultanbeyli ve Ümraniye gibi semtlerin yüzde 80′inin 2-B arazilerinin üzerinde kurulu olduğu tespit edildi.

473 bin hektarlık 2-B kapsamındaki arazilerin en çok bulunduğu illerin başında 45 bin 548 hektarlık arazi ile Antalya birinci sırada yer alıyor. Antalya’yı Balıkesir, Mersin, Adapazarı, Muğla ve İstanbul takip ediyor. Tescil işlemlerinin tamamlanmasıyla 2-B arazilerinin satışından hükümet 25 milyar dolar gelir bekliyor.

2B NEDiR?

2B, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. Maddesi B Bendi için kullanılan bir kısaltmadır. Bu tabir, orman vasfını yitirmiş araziler için kullanılmaktadır. Daha açık bir ifadeyle, orman vasfını yitirmiş, kadastro marifetiyle orman alanları dışına çıkartılmış, bir daha geri kazanılamayan ve ıslah edilemeyen araziler 2B olarak tanımlanmaktadır. (CİHAN)

Tags: Ahmet Necdet Sezer, Arazi, Bin Metrekarelik, Bir, Chp, Gibi, Hazine, Ilk, Inin, Istanbul, Karar, Milli Emlak, Sultanbeyli, Tapu, Veya

Related posts

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM çıkışında, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın konuşması sırasında CHP sıralarından açılan Atatürk pankartlarını değerlendirdi.

 ANKARA – ‘CHP Atatürk’ü istismar ediyor. İçtüzüğün gereği yapılmalı.’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılımın Genel Kurul’da görüşülmesi sırasında yaşananları Meclis çıkışında değerlendirdi.

 Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın konuşması sırasında CHP sıralarında açılan Atatürk pankartları hakkında, ‘Meclis Başkanı’nı göreve çağırıyorum. Gereği yapılmalı” şeklinde konuştu.

Genel Kurul’da ortaya çıkan tablonun içtüzükle uyumlu olmadığını ve bir istismar tablosunun tecelli ettiğini söyleyen Erdoğan, “CHP, grup olarak geçmişten bu yana bu tür uygulamalarda bulunuyor. Atatürk’ü istismar ediyorlar” dedi.

Eylemin, CHP’nin zihniyetini ortaya koyduğunu belirten Erdoğan, “Meclis Başkanlığı bu konuyla ilgili gereğini yapmalı ve içtüzüğü uygulamalı. Kimler tarafından yapıldı ortaya koyulmalı. Eğer bu şimdi yapılmazsa daha çirkin tablolar olabilir” ifadelerini kullandı.

“Geçmiş dönemlerde yine pankart açılmış ve yanılmıyorsdan ağır ceza verilmişti” diyen Erdoğan, ‘Şimdi de gereken yapılmalı” diye konuştu.

Öte yandan, Erdoğan’ın Meclis çıkışında yanında bulunan isimlerden Salih Kapusuz’un yeni içtüzüğün oluşumunda komisyon başkanlığı yapmış olması, Başbakan’ın Kapusuz’dan bilgi aldığı yorumlarını ortaya çıkardı.

Aydın Menderes’i İncek Alacaatlı köyü Çakırbeyi villalarındaki evinde ziyaret eden Başbakan Erdoğan, bu sırada Aydın Menderes ile röportaj için evinde bulunan özel bir televizyonun canlı yayın programına katılarak soruları cevaplandırdı.

 Erdoğan, ”TBMM’de Demokratik Açılım çalışmalarıyla ilgili oturumda muhalefetin takındığı tavrı, pankart açılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine, şunları söyledi:

 ”Parlamento’daki tabloları Türk demokrasisi adına çok çirkin buldum. Bunu yaşamak istemezdim. Yaşayınca da milletimin özellikle partilerin yapılarını görmesi bakımından anlamlı oldu. Bundan uzun bir süre önce izleyiciler arasında böyle bir pankart açma olayı yaşanmıştı. TBMM’de o zaman tabii açılan davalar neticesinde yanılmıyorsam bir 3 yıl gibi bir mahkumiyet söz konusu olmuştu.

Bugün ise tabii Cumhuriyet Halk Partisi sorulduğu zaman ‘Biz Türk siyasetinin duayeniyiz’ demelerine rağmen İç Tüzüğe tamamıyla ters olan böyle bir yanlışı adeta bir miting meydanına genel kurulu çevirme gayretleri… Bir taraftan bugün 10 Kasım’da ‘böyle bir görüşme yapılmasın’ derken, böyle bir tabloyu burada Parlamento’ya ve Türk halkına yaşatmaları çok çirkin oldu. Ben özellikle Türk demokrasisi adına üzüldüm. Çünkü Türk demokrasisi bunları görmemeli, yaşamamalı.”

ajanslar
Tags: Ankara, Bilgi, Chp, Eden, Genel, Komisyon, Meclis, Menderes, Nin, Recep Tayyip, Tbmm, Yeni

Related posts

TBMM karıştı!

AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç’ın, DSP-MHP-ANAVATAN koalisyonu döneminde, Rusya’dan alınan doğalgazla ilgili yapılan kapalı oturuma ilişkin sözleri, Meclis Genel Kurulu’nu karıştırdı.

 ANKARA – TBMM Genel Kurulu’nda, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın konuşması sırasında CHP’lilerin açtığı pankartların ardından, AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç’ın sözlerine tepki gösteren MHP’liler de kürsüye yürüdü.

Demokratik açılım konusunda partisinin görüşlerini açıklamak üzere kürsüde konuşan AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinde, DSP-MHP-ANAVATAN koalisyonu iktidarı döneminde, Rusya’dan gelen doğalgaz konusunda Genel Kurulda yapılan kapalı oturumu gündeme getirdi.

 Kılıç’ın, ”Türkiye’nin hangi menfaatlerini kime, kaç paraya sattınız?” sözlerini, MHP’li milletvekilleri sıra kapaklarına vurarak, protesto etti.

 MHP Mersin Milletvekili Kadir Ural, bu sırada Kılıç’ın üzerine yürüdü. Ural’ı, Katip Üye, AK Parti Bingöl Milletvekili Yusuf Coşkun ve diğer AK Parti’li milletvekilleri durdurdu.

 MHP Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı ile MHP Adana Milletvekili Muharrem Varlı da kürsüye yürüdü. Bölükbaşı ve Varlı’yı da araya giren MHP ve CHP’li milletvekilleri engelledi.

 Bu arada bazı AK Parti milletvekilleri kürsünün önüne gelerek Suat Kılıç’ın etrafında set oluşturdular.

 TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, tartışmanın devam etmesi üzerine, birleşime ara verdi.

 

 İTİŞMELER YAŞANDI
Verilen aranın 15 dakikayı bulmasının ardından, MHP adına Mehmet Şandır kürsüye çıktı. Şandır, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’e “Devlet Bahçeli’ye yönelik ithamlar var. Buna nasıl izin verdiniz” dedi ve konuşmasını tamamladı.

 Daha sonra, bahsi geçen dönemde bakanlık yapan isimlerden bazıları, söz almak istedi ve kürsüye doğru yürüdü. Haklarında ithamlar olduğunu belirten isimlere, Başkan Şahin’in söz vermeyeceğini söylemesi üzerine, 30-40 kişilik MHP’li grup kürsüye yürüdü. AKP’lilerin buna engel olmaya çalışmasıyla itişmeler yaşandı.

 Meclis TV’nin yayının kesilmesinin ardından, karşılıklı olarak küfürleşmeler yaşanırken, Başkan Şahin oturuma yine 5 dakika ara verdi ve devam edilen oturumda, 12 Kasım’daki genel görüşme önerisi kabul edildi.

12 KASIM MI YOKSA…
Öte yandan, Meclis içtüzüğüne göre genel görüşmenin yapılması için aradan 48 saat geçmesi gerekiyor ve bu da perşembe günü saat 21.30′a işaret ediyor.

Bu ihtimalin zayıf olduğu kaydedilirken, görüşmenin cuma gününe kaydırılmasının da, Başbakan Erdoğan’ın gezisi nedeniyle mümkün görünmediği belirtiliyor. Bu durumun Danışma Kurulu toplantısında ele alınacağı ve önümüzdeki hafta ihtimalinin de gündeme geleceği ifade ediliyor.

ntvmsnbc ve Ajanslar
 

 
Tags: Ak Parti, Akp, Anavatan, Arada, Araya, Atalay, Chp, E Devlet, Kadir, Kime, Meclis, Mersin, Mhp, Muharrem, Paraya, Protesto, Rusya, Suat, Tbmm, Yapan

Related posts

”Demokratik açılım”, bugün Meclis gündemine geliyor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay açılımı anlatacak, muhalefet görüşlerini ifade edecek.

 

 ANKARA – Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla TBMM Başkanlığına sunulan “Demokratik Açılım”la ilgili Genel Görüşme Önergesi’nin öngörüşmesi, Genel Kurul’da bugün yapılacak.

 Hükümetin bu konudaki çalışmalarını yürüten İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Genel Kurula bilgi sunmasının ardından, siyasi parti grupları da konuyla ilgili görüşlerini açıklayacak.

Atalay’ın ardından AK Parti Grubu adına Grup Başkanvekili Suat Kılıç, CHP Grubu adına Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Onur Öymen, MHP Grubu adına Grup Başkanvekili Oktay Vural, DTP Grubu adına ise Grup Başkanvekili Gültan Kışanak görüşlerini ifade edecek.

Görüşmelerin ardından Genel Görüşme açılıp açılmayacağı oylanacak.

Oylama sonucunun olumlu çıkması halinde Genel Görüşme Önergesinin görüşmeleri, 12 Kasım Perşembe günü yapılacak.

Tags: Aa, Ak Parti, Ankara, Atalay, Bilgi, Bu, Bursa, Chp, Dtp, Genel, Meclis, Mhp, Nin, Oktay, Onur, Recep Tayyip, Siyasi Parti, Suat, Tbmm, Vural

Related posts

Başbakan Erdoğan, 29 Ekim törenlerinde CHP lideri Baykal ile erken seçim konusunu konuştukları iddiasını yalanladı. Seçimin zamanında yapılacağını söyleyen Erdoğan, “Bizim kitabımızda erken seçim yazmaz” dedi
ntvmsnbc ve Ajanslar

İSTANBUL – Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde bir araya geldiği CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile kısa süre sohbet etmişti.

Görüşmede erken seçim konusunun ele alındığı iddia edilmişti.

Başbakan Erdoğan, Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı yeni terminal binası ve eklerinin açılış töreninde yaptığı konuşmada bu iddialara yanıt verdi.

Erdoğan, ”Yok böyle bir şey. Benim temel ilkelerime ters. Bizim kitabımızda erken seçim yazmaz. Böyle bir şeyi söyleyeceksem milletimle paylaşırım. Ana muhalefetimle niye paylaşayım böyle bir şeyi? Bu ifade, bu açıklamalar külliyen yalandır” dedi.

Seçimlerin normal zamanında yapılacağını söyleyen Erdoğan, “2 ay, 3 ay öne alırsın ayrı mesele… Seçimin tarihi ne zamansa seçim o zaman yapılacak” dedi.

Erdoğan, ”Sadece şunu 2 gündür konuşmanın borsada meydana getirdiği etkiyi hiç araştırdınız mı? Bunların derdi yok. Ülkede böyle bir yalanı ortaya atarsak ne olur, ne gider…” diye konuştu.

Erdoğan, şöyle konuştu:”Ben ‘demokratik açılımın parlamentoya gelme süreci yakındır’ dedim. Bunu alıp bu hale dönüştürdüler. Bunların nasıl siyaset yaptığını anlamanız bakımından bunları söylüyorum. Demokrasiden asla taviz vermeyeceğiz. Aynı kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.

Bir taraftan yolların açılışlarını yapacağız, bir taraftan köprüler inşa edeceğiz, bir taraftan bu modern binalarımızı inşa edeceğiz. Onlar da yalanı, dolanı inşa etmeye devam etsinler.”

Tags: 29 Ekim Cumhuriyet, Ajanslar, Araya, Asla, Benim, Bir, Bizim, Bunu, Chp, Deniz Baykal, Genel, Iddia, Istanbul, Ntvmsnbc, Recep Tayyip, Sabiha, Sohbet, Ters, Yeni, Yok

Related posts

ismet_inonu_38

Dikkat edilirse, Süleyman Demirel’in de, Turgut Özal’ın da, yıldızının parlaması ve birden yükselmeleri hep MİLLİYETÇİ, İSLAMCI ve HALKÇI görünmelerine bağlıdır. (30)

Halbuki, karşılarında daima HALKÇILIK okunu parti bayrağında taşıyan bir CHP, bir SHP vardır!.. Ama onlar bizim halkımızı İsmet Paşa’yı hatırlattığı için, iktidara gelemezler.

Halkımız bu partiden, sadece İsmet Paşa’yı başkanlıktan deviren BÜLENT ECEVİT’i iktidara getirmiştir!..O da kısa bir süre!

Özal ve Demirel’e gelince, MİLLİYETÇİLİK’ten, HALKÇILIK’tan kopup BATICILIK yaptıkları zaman bütün popülaritelerini kaybetmişler; kendi paçalarını kurtarmayı; DEVLET’i idare eden BAŞBAKANLIK makamını bırakıp, halk’a rağmen CUMHURBAŞKANI olmakta görmüşlerdir!.(31)

Kısacası, bütün aksi iddialara rağmen, TÜRK İNSANI ATATÜRK’ü BATICI görmez… Onu VATAN’ı, MİLLET’i ve İSLAM’ı kurtaran bir EVLİYA gibi görür!.. CUMHURİYET döneminin bütün hatalarının İsmet Paşa’dan kaynaklandığına inanır ve onu günahı kadar bile sevmez!.. Bunda da haksız değildir.

Her ne ise… Gürsel, Demirel’i tecrübesiz bulduğu için başbakanlığı ona vermez… Bunun üzerine CHP’nin dışarda kaldığı, bütün diğer partilerin katıldığı Suat Hayri Ürgüplü Başkanlığı’nda bir hükümet kurulur ve DEMİREL Efendi bu kabinede MECLİS dışından Başbakan Yardımcısı olur… Müzmin muhalif Osman Bölükbaşı’nın terkettiği CKMP’nin başına eski Milli Birlik Komitesi üyesi Alparslan Türkeş geçer… Bir süre sonra da partinin adı MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ’ne çevrilir.(1969)

DEMİREL’in Demokrat Parti’nin devamı olduğunu her fırsatta dile getirdiği AP’si, 1965 seçimlerinde ilk ve son defa %53 oy alarak tek başına iktidar olur… İSMET PAŞA’nın aksak CHP’si ancak %29 alabilmiştir!. Nisbi sistem ve milli bakiyenin uygulandığı bu seçimde marjinal oy alan diğer partiler de onar onbeşer milletvekili ile MECLİS’e girerler. Behice Boran’ın başkanlığını yaptığı Türkiye İşçi Partisi bile 15 milletvekilliği kazanmıştır.

Bu tarihten sonraki önemli İÇ ve DIŞ olayları DEMİREL DÖNEMİ yazımızda ele alacağız… Burada sadece konuyla bağlantılı olanları nakletmeye devam ediyoruz.

Demirel’in başa gelmesiyle BATI baskısı bitmez… Birleşmiş Milletler Teşkilatı denen DOMUZLAR DİKTATORYASI, KIBRIS konusunda Makarios’un tezini destekliyen bir karar alır. Buna göre “KIBRIS bağımsızdır, müdahale edilemez,” der!.. Hükümet tabii KIBRIS konusunda bir şey yapamaz!..

ABD sözüm ona bizim lehimize oy kullanır… Ama karar aleyhimize çıkar. Çünkü haksız İSRAİL’in kınanmasına bile VETO kullanan ABD, “dost ve müttefik” TÜRKİYE’yi destekleme lüzumunu hissetmez!.. Böylece bu Teşkilat’ın ve ABD’nin daha önce varılmış olan Londra ve Zürih anlaşmalarını hiçe saydığı görülür!.. Hiç kalkıp ta artık BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’e ve ABD’ye bel bağlanır mı?.

Önemli olaylara gelince, 1966 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel hastalandı vefat etti. Yerine eski Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay seçildi… Yine aynı yıl başımıza 20 yıldır belâ olmuş İKİLİ ANLAŞMALAR sorunu ele alındı… Hepsinin tek metinde toplanması, üslerdeki uçakların cephane yüklerinden TÜRKİYE’nin hiç olmazsa mutabakatının alınması ABD’den istendi… Sonuç ne oldu, bilinmez, ama 1967 yılında ABD ile bir anlaşmaya varıldığı söylenir… İsmet’in bu dönemde de İKİLİ ANLAŞMALAR aleyhine elle tutulur bir politikası yoktur.

Bu arada başı sıkışan MAO, Çin’de sözüm ona bir Kültür Devrimi başlattı. Kendine yakın hissettiği gençlere bütün yetişmiş aydınları dövdürttü, hatta öldürttü!.. Çin’in yüzyıllardır duran kültür ve sanat eserleri tahrip edildi.

Herkes bir şey yapar da, İSMET durur mu?.. O da AP’nin %53′lük başarısına karşılık verebilmek için 1966 yılında ORTANIN SOLU diye garip bir tabirle ortaya çıktı… Ne olduğu bir türlü anlaşılamıyan bu kavram, bir süre sonra ECEVİT’in işine yaradı.

MANDACI İSMET Küçük Kurultay’da şu konuşmayı yapmıştı:

- “Demokratik rejimi, komünist düşmanlığı perdesi altında kuşa çevirmek istiyen dikta heveslilerine yardımcı olmıyacağım… Bütün memlekete ilan ediyorum: CHP sosyalist parti değildir, ve olmıyacaktır!”

Kısacası CHP az-maz solcudur… Veya orta yolcudur da, sola yakındır…Veya SOLCU partiler, solda, SAĞCI partiler sağdadır; ORTA’da olanlar da vardır, CHP işte o ortada olanlar ile solda olanların arasındadır…Velhasıl kimse CHP’nin ne olduğunu anlıyamadı!.. Sonunda 48 CHP’li ayrılıp Turhan Feyzioğlu başkanlığında koç sembollü Güven Partisi’ni kurarlar.

Demirel’in o günlerdeki sloganı “her şoföre bir araba”dır!.. Bunu kendi kesesinden verecek değildir elbette!.. Koç o tarihte TÜRKİYE’de otomobil imaline ve ANADOL’u üretmeye başlamıştır. Reklamını yapmak ta “özel teşebbüsçü” Demirel’e düşer.

AET ile anlaşma imzaladık ya, BATILILAR bizi kazıkladıkça kazıklarlar… “Salçamızı sizden alacağız, sizden giyineceğiz” diyerek bize bol miktarda SALÇA ve TEKSTİL fabrikası makinaları satarlar… Verdikleri kredileri bir kısmı eski teknoloji bu makinaların yüksek bedelleri karşılığı geri alırlar.

Öyle olur ki, kurulan SALÇA ve TEKSTİL fabrikaları TAM KAPASİTE çalışsa, biz sadece AVRUPA’ya değil; ORTA DOĞU ve AFRİKA’ya yetecek miktarda mal üretebilecek duruma geliriz… Makarna ve bisküvi fabrikası enflasyonu da bu dönemdedir.

Ama gavur sözünde durmaz!.. Onun amacı sadece makinayı satmaktır… Fabrikalar kurulur, ama atıl kalır. BATILILAR daha sonra da bize “serbest ticaret” telkin ederken, kendileri tekstil ve tarım ürünlerimize kotalar koyarlar!

Burada bir oyunu daha dile getirmekte fayda vardır… BATILILAR bize daima yanlış yön vermişlerdir. 1947′de İsmet Paşa döneminde bize “karayolu” içİn ŞARTLI KREDİ vererek DEMİRYOLU seferberliğini bir daha dirilmemecesine öldürmüşlerdir… Amaçları en uzak yerlere dahi kendi mallarını gönderebilmekti… Menderes zamanında “sizin sanayileşmenize ihtiyaç yok. Dünyada işbirliği var… Siz bizim TAHIL AMBARI’mız olun, biz de size SANAYİ MALLARI satalım,” demişlerdir… Menderes bunu yutmuştu… Sadece 3 yıl içinde görüldü ki, SANAYİ ile TARIM’ın bir arada gitmezse yürümez!.. TRAKTÖRLER’in tarlada kalır… öküzlere çektirilir!..

Bunlardan ders alınmamıştır… Demirel zamanında “Aman siz AĞIR SANAYİ’e kalkmayın, beceremezsiniz… Siz GIDA SANAYİİ, GİYİM SANAYİİ, MONTAJ SANAYİİ ile uğraşın; kalanını biz size satarız. Sizden de bunları alırız,” demişlerdir… Sonucu yukarda söyledik. Astarı yüzünden pahalıya mal oldu. Ürettiğimiz elimizde kaldı.

İşte ERBAKAN’ın oyunu farkedip AĞIR SANAYİ diye ortaya çıkması (1977) bu yüzdendir…O tarihlerde Erbakan’la birlikte olan Özal’ın 1980′lerdeki tavrı ise tamamen farklı olmuş, BATI’nın kendisine yutturduğu “REKABET edebileceğiniz malları üretin,” gerisini biz size ucuza satalım” palavrasına kapılmıştır… Ama 3-5 yıl içinde görüldü ki, UCUZ ETİN YAHNİSİ pek SAĞLIKLI olmuyor… EKONOMİ’nin midesine oturuyor!..

Ne yazık ki yine akıllanan olmadı… 1990′lı yıllarda Demirel, Çiller, Mesut Yılmaz, hatta “solcu” Baykal hep bu “rekabet, serbest pazar” teraneleriyle politika yaptılar… Yaptıkça da memleketi batırdılar.

Bunları niye anlattık?..İsmet’in AKMAZ-KOKMAZ ORTANIN SOLU politikasının da bu aldatmaca ve sömürüye bir çare olmadığını söylemek için!.. Halbuki o günlerde bazı aydınlar ve halk ORTAK PAZAR(AET) için, “ONLAR ORTAK, BİZ PAZAR” diye en doğru teşhisi koymuştu!

Bizimkiler bunlarla uğraşırken Nasır liderliğindeki Araplar her zamanki şamatalarına başlamışlar, onlar atıp tutarken tek gözlü Moşe Dayan komutasındaki İsrail ordusu 6 günde Araplar’ı silip süpürmüştü. (1967)

İsmet’in Arap-İsrail, Arap-Amerika ilişkilerine de tutarlı bir değerlendirmesi yoktur.

1968 öğrenci olayları bize farklı yansıdı…İsmet’in EBLEĞ oğlu ERDAL’in ODTÜ rektörlüğü sırasında Amerikan Büyükelçisi Komer’in otomobili yakıldı. Deniz Gezmiş ve arkadaşları ODTÜ’yü mesken edindiler.

Öğrenci olayları Mart ayında Paris’te üniversite öğrencilerinin ABD’nin Viyetnam işgalini protesto etmesiyle başlamıştı… Polisle çatışmışlar, binaları işgal etmişler, sonradan bazı reform taleplerinde bulunmuşlardı.

Her nedense diğer Avrupa ülkelerinde de aynı tarz gösteri ve işgaller oluyordu… Bazılarına göre bu olayların arkasında ABD’nin Viyetnam işgaline dikkat çekerken, SSCB’nin Çekoslovakya işgalini gözlerden uzak tutmak isteyen Sovyetler Birliği vardı.

TÜRKİYE’de de solcu öğrenciler ilk olarak 12 Haziran’da İstanbul Hukuk Fakültesi’ni işgal etmişlerdi… Bu işgal hemen diğer fakültelere ve Ankara’ya yansıdı. Kısa sürede öğrenciler kendi problemlerimizi, KIBRIS meselesini bırakmış, sokaklarda “Daha fazla Viyetnam, Ernesto’ya bin selam” diye bağırarak yürür olmuşlardı!.. Arkasından daha fazla üniversite işgalleri, polis ve askerle çatışma geldi.

Demirel’in meşhur “sokaklar yürümekle aşınmaz” sözü bu günlere ait, vurdumduymaz bir ifadedir… Buna karşılık solcular “üniversite özerkliği”ni öne sürerek polisin üniversiteye giremiyeceğini iddia ettiler.

Bu iddianın temelinde İsmet’in ta 1957′de memleketin önemli meselerini bırakıp programına aldığı ve 1960′da askerlere kabul ettirdiği “üniversite özerkliği” yatıyordu. Özerklik bilime yaramamıştı ama terörist barındırmaya kalkan olabiliyordu.

1969 yılında “müslüman” Demirel sayesinde İSLAM KONFERANSI’na üye olduk… Ancak yıllarca bu üyelik lafta kaldı… “Laik” görünümümüze halel gelmesin diye hemen her karara “kanunlarımıza uyması şartıyla kabul” şeklinde çekinceler koyuyorduk… Tabii ARAPLAR ve diğer MÜSLÜMAN ÜLKELER bunu yutmuyordu!…

Her nedense BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, AVRUPA KONSEYİ ve diğer BATILI KURULUŞLAR’ın kararlarına böyle bir çekince koymak aklımıza gelmiyordu!.. Hatta Özal’dan sonra “Ee, ne yapalım, hamama giren terler” misali; “BATI’ya katılmak istiyorsak, modası geçmiş İSTİKLAL ve MİLLİ HAKİMİYET kavramlarından vazgeçilmesi gerektiğini” söyliyecek hainler çıkacaktı!..Anayasa Mahkemesi’nin “çok atatürkçü” Başkanı Yekta G. Özden de bunlardan biridir.

O tarihlerde Ecevit modaya uyarak “toprak işleyenin, su kullananın” sosyalist sloganını ortaya attı!.. Böylece toprak işgallerinin, gecekondu yapımının artmasına yol açtı… Artık “ortanın solu”nun pek geçerliliği kalmamıştı!.. İsmet’in karşı çıkmasına rağmen, Ecevit CHP Genel Sekreteri oldu…İsmet gene direndi, genel başkanlığı bırakmadı.

1971 başında öğrenci ve işçi olayları gittikçe şiddetlenerek yayıldı… İstanbul’da bir zenci Amerikalı kaçırıldı, ama “mazlum” sayıldığı için serbest bırakıldı… Amerikalılar’ın kontrolündeki Gölbaşı Radar Merkezi’nde çalışan 4 Amerikalı Türkiye Halk kurtuluş Ordusu adlı bir terörist grup adına kaçırıldı… 400.000 dolar fidye istendi. Bu olaylar üzerine Silahlı Kuvvetler Hükümet’e bir MUHTIRA verdiler. (12 Mart)

Bundan sonra dönemin en komik olayları yaşandı. Başta Demirel olmak üzere bütün politik liderler “bu muhtıranın muhatabanın kendileri olmadığını” açıklama yarışına girdiler… Kabahat samur kürk olsa, kimse üstüne almaz, derler ya, o misal… Ancak Demirel şapkasını bırakıp kaçmak zorunda kaldı.

Nihat Erim başkanlığında PARTİLER ÜSTÜ bir hükümet kuruldu. Sendikalar bir ölçüde denetime alındı… Erbakan’ın Milli Nizam Partisi ile Türkiye İşçi Partisi kapatıldı. Teröristler muhtırayı ciddiye almadılar. İsrail Başkonsolosu Elrom’u kaçırıp öldürdüler… Ancak hükümet işi sıkı tuttu. Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir, İbrahim Kaypakkaya gibi şehir eşkiyası ya yakalandı, ya öldürüldü… Bir de Sinan Cemgil gibi dağ eşkiyası vardı. Onların da büyük kısmı temizlendi… Deniz Gezmiş ve iki arkadaşı yargılanıp asıldı… Bu idamların terörün önlenmesinde büyük etkisi oldu.

Nihat Erim başkanlığında kurulmuş hükümet, belki 1940′dan beri gelmiş geçmiş en değerli elemanlardan oluşmuştu… Dünya Bankası’ndaki görevini bırakıp gelmiş olan Atilla Karaosmanoğlu adlı Başbakan Yardımcısının, “TÜRKİYE’nin İtalya seviyesine ulaşması için 20 yıl gerekli olduğunu” söylemesi, sözde aydınların tepkisini çekti… Halbuki o günden bugüne 25 yıl geçti, hala İtalya’yı yakalıyamadık!..

Ancak bu hükümet te baskıdan kurtulamadı!.. Kendi insanını denetliyemediği için uyuşturucu kullanımını engelliyemiyen Amerika, bize baskı yaparak haşhaş ekimini durdurdu!.. Bu da özellikle Afyon Karahisar yöresindeki halkın geçim kaynağını elinden aldı.

12 Mart sonrasında kurulan hükümette İsmet Paşa, 27 Mayıs’taki kadar etkili değildi… CHP’de de artık kendi sözünün geçmediği gören,90 yaşına merdiven dayamış MANDACI İSMET, üç kere kalp spazmı geçirdikten sonra Genel Başkanlığı bıraktı. ECEVİT CHP Başkanı oldu.

Bu yıl içinde kurulan Suat Hayri Ürgüplü ve Melen kabineleri uzun ömürlü olmadı… Kapatılan MNP yerine Milli Selamet Partisi kuruldu, bir süre sonra başkanı gene Necmeddin Erbakan oldu… Emekli Oramiral Fahri Korutürk Cumhurbaşkanı seçildi. Yeni hükümeti Naim Talu kurdu.

Bu arada sanki memleketin başka önemli işi yokmuş gibi, eski DP’lilerin siyasi affı ile uğraşılıyordu… Aslında DEMİREL 1960′lardan beri BAYAR’ın affedilmesini adeta engellemişti, kendisine rakip olacağı için!.. BAYAR ve eski DP’lileri affedip onları AP ile kapıştıran, eski düşman İSMET PAŞA’ydı!..Bu af kanunu 1974′de yürürlüğe girdi.

1973 yılının en önemli dış olayı, MISIR’ın 6 Ekim’de aniden SUVEYŞ kanalı’nı geçerek İSRAİL ordusuna saldırması oldu… ABD her zamanki gibi İsrail’i destekleyince LİBYA, ABU DABİ, ve KATAR derhal ABD’ye petrol ambargosu koydular. Diğer petrol üreticisi ülkeler bunu destekleyip üretimi düşürdüler… Petrole %70 zam yaptılar. ARAPLAR tam bir dayanışma içine girdiler. İhtiyacının %80′ini bölgeden karşılayan BATI AVRUPA’da panik yaşandı… Yunanistan’da albaylar Papadopalos’u devirerek askeri idare kurdular.

1973 Ekim seçimlerinde CHP %33 oy ile 1. parti oldu… Ancak MSP ile koalisyon yaparak 1974′te iktidara gelebildi… AP ikinci sırada idi. MECLİS ve SENATO’da CHP 185-25, AP 149-22, MSP 48-3, DP 45-0 üyelik kazandı. Milli bakiye ve nisbi sistem kaldırıldığı için küçük partiler fazla varlık gösteremedi… Mesela MHP 3, TBP 1, CGP 13 milletvekili çıkarabildi.

17 Aralık 1973′de İSMET “Paşa” 91 yaşında iken nihayet öldü… Ancak MİLLET bu adamın zulüm ve dümenlerinden kurtulmuş olmadı… İSMET’in “gayrımilli şef” zihniyeti hemen bütün CHP’lilerde ve diğer politikacılarda yaşamaya devam etti… İSMET, haketmediği halde ANITKABİR’e gömüldü, ALLAH’tan dışarda, pek uğrak yer olmayan bir toprak parçasının altında yeraldı.

Hayatında sevilmeyen İsmet, ölümünden sonra da hayırla anılmaz!.. Kabri, ancak zorlama törenler ile ziyaret edilir. (32)

İsmet Paşa’nın ölmesiyle bu ülke üzerindeki menfi etkisi kalkmadı… 49 yıl politikada söz sahibi olması, iki nesil politikacının onun partisinde yetişmesi sonucu MİLLİ ŞEF ZİHNİYETİ günümüze kadar yansıdı… En büyük kötülüğü de, başa geçtiği günden itibaren TÜRKİYE’de sahte bir “atatürkçülük” yaratmasıdır.

İsmet, kendi silik şahsiyetinin halkta yarattığı antipatiyi sezdiği için, bütün yanlış uygulamalarını “atatürkçülük” olarak yutturmuştur!..İsmet’in bu oyunu, bayram törenlerini ATATÜRK heykellerinin önünde yapmasıyla başlar. ATATÜRK zamanında böyle bir âdet yoktu!

Bunda öyle başarılı olmuştur ki, ülkede 1938-1990 arasında yeni ve tuhaf bir “atatürkçü” tipi ortaya çıkmıştır… Bu kişiler “HEYKEL, BÜST ve ANITKABİR atatürkçüsü”dürler… İnançlarına göre bunlara saygı göstermek, “atatürkçülük” için yeterlidir… Onun fikirlerini bilmezler, hakkındaki kitapları okumazlar, düşüncelerini uygulamazlar; ama kendilerinden başkasını da ATATÜRK’çü saymazlar!..

Bunlar ATATÜRK adını kullanarak 1934′de terkedilmiş “uydurma dilciliği” sürdürmeye çalışırlar… Bunlar “milliyetçi” geçinir, yurt dışında TÜRK bayrağı yerine mason rozetinin daha çok geçtiğini iftiharla söylerler.

Bunların İSLAM’la DİN’le hiç mi hiç ilgileri kalmamıştır!.. (33) “Lâiklik, inanç hürriyeti” diye Tanzimat kafasıyla, yabancı din ve mezheplerin ülkemizde yayılmasına göz yumarlar!.. Bilmezler ki, ATATÜRK o en kötü dönemde, hem de Menemen olayından hemen sonra, TÜRKİYE’deki yabancı misyoner okullarının hemen hepsini kapatmış, kalanları da Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimine sokmuştu!.. Bilmezler ki, ATATÜRK Rum ve Ermeni Patrkhanelerini yurt dışına çıkartmayı planlamıştı… Bilmezler ki, Peygamberimizin hadisleri ilk defa “lâik” dedikleri ATATÜRK’ün özel ilgisi sonucu TBMM kararı ile TÜRKÇE’ye çevrilerek SAHİH BUHARİ MUHTASARI adı altında yayınlanmıştı!.. (Ahmed Naim, aynı adlı eser, sf.2) Aynı şekilde halkın ne okuduğunu bilmesi için KUR’AN’ın TÜRKÇE tercümesi hazırlanmıştı.

Öte yandan bu kişiler aydınların dinden soğumasına yol açan, yobazlığa göz yuman bir din politikası güderler… Kaçak KUR’AN kursları bunların döneminde açılmıştır. İmam-Hatip okulları bunların döneminde çoğalmıştır… Doğulu “şıh”lar, bölücüler, hatta Şeyh Sait’in torunu bunların döneminde parlamentoya girmiştir!..

Bunlar “hukukun üstünlüğü, insan hakları” palavrası altında BATI tipi “suçlu-güçlü hakları”nı savunurlar!.. Karakollarda suçlulara parasını Devletin ödediği avukatlar tutarlar da, mazlumun mağdurun derdini bile dinlemezler!.. Bunlar 9 adam öldürmüş caniyi Eskişehir hapishanesinden çıkartır, sonra da kaçmasına fırsat tanırlar.

Bunlar ATATÜRK’ün kadınları yüceltmek için takip ettiği politikayı anlamamışlardır!.. “Kadınlara özgürlük” derler ama Meclis’teki kadın milletvekili sayısı 18′den 3′e indirirken sokaklara düşen kadın sayısı 1000 katına çıkartmışlardır!… Bizce bir kadın için, kendini kiralamak veya teşhir etmek zorunda kalmadan yaşayabilmek, en önemli haktır… Onlar ise bundan bihaberdirler. Kocasından tokat yiyen kadınların evden kaçmasını kolaylaştırmak için “sığınma evleri” açarlar da, randevu evinde çalışmak istemeyen kızların yüzüne kezzap atan namussuzlara karşı kılları kıpırdamaz!..

Bunlar ATATÜRK’ün Kurtuluş Savaşı’ndan hemen sonra, kıt kaynaklara rağmen AFGANİSTAN’a yardım ve eleman gönderdiğini bilmezler!.. Bunlar ATATÜRK’ün ORTA ASYA TÜRKLERİ ve dilleri ile ilgilendiğini bilmemezlikten gelirler… Onun içindir ki, biri kalkar, “Azeriler şiidir, bizden çok İran’a yakındırlar” diyerek bu kardeşlerimizi küstürür… Diğeri TÜRKLER’i ha bire kesen Ermenistan’a yardıma kalkar!

Bunlar Batılılarca iliklerine kadar sömürüldükten sonra açlığa terkedilen, üstelik bir de birbirlerini kırsınlar da nüfus azalsın diye ellerine silah tutuşturulan bir milyar mazlumu adamdan saymazlar!.. Yine geriliğe mahkûm edilmiş iki milyar insanı bırakıp; “dünya ile bütünleşiyoruz” diye, dünyanın onda biri bile olmayan zengin devletlerin eteğine yapışırlar!

Bunlar ATATÜRK’ün Hatay’ı nasıl aldığını unuturlar da, beceriksiz dış politikalarını “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” diye yutturmaya kalkarlar. Elbette öyle!.. Ama başkası sulh istemiyorsa, elin kolun bağlı mı oturacaksın?.. ATATÜRK öyle mi yaptı?. O, barışı SİLAH ile sağladı. Zaten bu söz de o anlama gelir!.. Kaldı ki, YURT SADECE TÜRKİYE DEĞİLDİR ATATÜRK İÇİN!., TÜRKLERİN ÇOĞUNLUK OLARAK YAŞADIKLARI BÜTÜN TOPRAKLARDIR!..VE ORALARDA HUZURU, BARIŞI SAĞLAMAK DEMEK; BÜTÜN DÜNYANIN BARIŞA KAVUŞMASI DEMEKTİR!..

Bunlar “Halkçı” geçinirler, ama HALK’a tepeden bakarlar!.. BATI’ya hayrandırlar, ama SOLCU geçinirler, yani eski DOĞU BLOĞU’na meyyaldirler!.. “Devletçi”liği kimselere bırakmazken, Sovyetler çökünce, İsmet Paşa gibi fırt diye bu temel prensipten de vazgeçmişler, “piyasa ekonomisi” diye halka “başıbozuk ekonomi”yi yutturmaya başlamışlardır.

MİLLİYETÇİLİK’ten hiç bahsetmez olmuşlerdır!.. TÜRK’ü beğenmezler… Daha da vahimi KÜRTÇÜLÜK, LAZLIK, SAHTE bir ALEVİLİK ve DÖNMELER bütün kadrolarına kanser gibi yayılmıştır… (34) Hatta bunların bir kısmı 1975′den itibaren Halk Evleri’ni ve CHP’yi ele geçirmiş, Sovyet sempatizanı solcu kisvesi altında Kürtçü-Alevi bölücülüğü yapmıştı.

Bunlar “sıkı atatürkçü”dürler, ancak HAKİKİ ATATÜRK’ün anlatan kitapları hiç okumamışlardır!.. (Bak Kaynaklar) Onlar İsmet’in yarattığı ATATÜRK PUTU’nu tanırlar… Ezberledikleri üç-beş vecizesinden başka sözünü, fikrini bilmezler. Bu sebepten hiç bir şekilde GERÇEK ATATÜRKÇÜLÜK’le alâkaları yoktur!

Bunların ATATÜRK’çülüğü, İsmet Paşa’nın paralardan ATATÜRK resmini kaldırdığı gün bitmiştir!.. “Atatürkçülük”leri bir nevi putperestliğe dönüşmüştür. Her bayram kabrine gidip, bir fatiha bile okumadan çelenk koymak, deftere bir şeyler karalamak, veya kötü yapılmış heykellerin büstlerin önünde tapınırcasına boyun bükmek, veya her toplantıda 3 dakika sırık gibi dikilip, içinden “Öf, bir an önce bitse!” diye geçirirken, sözüm ona saygı duruşunda bulunmaktan ibarettir!..

Bu kişiler de çocuklarını, öğrencilerini; yani günümüze kadar gelen nesilleri hep bu tarzda yetiştirmişlerdir.

Ne var ki, bu kişiler ATATÜRK konusunda attılar mı, mangalda kül bırakmazlar, kendilerinden başka kimseyi “atatürkçü” saymazlar.

İşte İsmet Paşa tipi “atatürkçü”, böyle hılkat garibesi bir yaratıktır!..

İşin kötüsü 1980′den sonra bu tarz “atatürkçülük” diğer partilere de sirayet etti. (35)

Onlar da gerçek ATATÜRK ÜLKÜSÜ’nü hiç bilmedikleri gibi, İLKELERİ’nden de hiç birini uygulamazlar… Onların da partileri Kürtçü, bölücü Alevi, yobaz sünni, Amerikan uşağı, hırsız, sahtekâr, hatta mafya babaları ile doludur… Demirel başbakan olunca,(1992) İnci Baba namlı serseri Meclis’e gelip el öptürmedi mi?..

Anayasa Mahkemesi eski Başkanı, ATATÜRK ödülü sahibi Yekta Göngör Özden, “AVRUPA BİRLİĞİ’ne girerken kabullendiğimiz esasların MİLLİ HAKİMİYET’ten fedakârlık olduğunu, ancak bunun bir TAVİZ olmadığını, eski tarz İSTİKLAL düşüncesinin artık değişmesi gerektiğini söyliyecek kadar hainleşmedi mi?…Mehmet Barlas ikide birde televizyonda “artık ülkeler arasında karşılıklı bağımlılık olduğunu, bu yüzden bağımsızlık döneminin kapandığını” ballandıra ballandıra dile getirmiyor mu? Bunlar son zamanlarda ATATÜRK’ü “devri kapanmış” ilân etmedi mi? Tahkim Yasası’nı bunlar istemedi mi?TÜRKİYE’nin bölünmesine yol açacak İKİZ YASALAR’ı bunlar çıkartmadı mı? AVRUPA BİRLİĞİ’NE UYUM (UŞAKLIK) YASALARI’nı bunlar çıkartmadı mı? VATAN TOPRAKLARI’nı parsel parsel gavurlara bunlar satmıyor mu?

Kısacası, bu tiplerin her tavrı ve davranışı bir çelişkiler yumağından ibarettir!.. Onlar eskiden kendilerini “atatürkçü” sayardı.. Şimdi öyle demeye bile ihtiyaç duymuyorlar… Biz ağababalarına bakarak “gayrımilli şefçi satılmışlar” diye anarız onları!..
Bölüm 1
Bölüm 2
Bölüm 3
Bölüm 4
Bölüm 5
Bölüm 6
Final

Tags: Bile, Bir, Bizim, Bunda, Chp, Cumhuriyet, Demirel, Demokrat Parti, Evliya, Gibi, Hep, Ilk, Millet, Onar, Onu, Oy, Partiler, Shp, Turgut, Zaman

Related posts

ismet-ineonu

1950 seçimlerinde DP 408, CHP 69, MP 1 milletvekili çıkarttı… Seçim sisteminden dolayı CHP oyların %41′ini almış, ancak Meclis’te %14 temsil edilebilmişti… Aslında bu da İsmet’in kendisinin biraz daha fazla oy alacağını düşünerek hazırladığı seçim kanununun bir cilvesi idi!

ATATÜRK hayata gözlerini yumduğunda, TÜRKİYE ağlamayan yoktur!.. Ama İsmet Paşa ilk hilesiz seçimde giderken kimsenin umurunda değildir!.. İsmet’in iktidardan yuvarlanması, nice zamandır saklanan hırs ve kinleri de ortaya vurur… Kendisine “milli münafık” lakabı takılır… Bazıları asılması, yurt dışına sürülmesini ister.

Kemal Tahir’in tabiri ile “milletin aydını okumuşu hep egemen olmuştur halk üzerinde, ta 1950′lere kadar…1950 yılı, halkın aydını sırtında taşımaktan kurtulduğu yeni bir sürecin başlangıcıdır!”

Sözde “inkilapçılar”ın yerini “kalabalığın temsilcisi” olduğunu öne sürenler alır… Menderes ilk nutkunda 1923-1950 arasındaki dönemi “müdahaleci bir kapitalizm” olarak vasıflandırır.

Orhan Seyfi Orhun yazdığı hicviyede:

 

Bir duman oldu, parti savruldu

Ne tavan kaldı bak, ne dam kaldı
Koca bir ŞEF denen heyüladan 
Bir koca ihtiyar adam kaldı!.. 

 

Silkinip atılan, partiden çok İsmet Paşa’dır!.. Ama İsmet Paşa rahat durmaz… TRT’de nakledilen bir hatıraya göre, Meclis’te DP hükümetinin proğramını eleştiren CHP sözcüsü, “Biz yapıcı muhalefet olacağız. Hükümetin yanlış işlerini eleştirecek, doğrularını destekliyeceğiz” der… Bunun üzerine İsmet Paşa oturduğu yerden müdahale eder, “Olmaz öyle şey!.. Muhalefet daima yıkıcı tarzda yapılır,” der!

İşte çok partili sistemin YIKICI MUHALEFET anlayışı, İsmet Paşa’nın bu tavrı üzerine kurulmuştur!…Bu hastalık o tarihten sonra bütün partilere bulaşmıştır. Hala da öyle sürer gider.

Bu ufak tefek, sünepe ihtiyarın hırsı bir türlü bitmedi… 1950′ler İsmet-Menderes, 1960′lar İsmet-Demirel, 1970′ler de İsmet-Ecevit sürtüşmesi ile geçti… Ta ki ölünceye kadar!.. Öldükten sonra da zararı bitmedi. 50 yıllık saltanatı ile oluşturduğu “milli şef zihniyeti” herkese “atatürkçülük” diye yutturulmaya devam etti. Bunlara Menderes-Demirel-Özal yazılarımızda değineceğiz… Kısacası, bizim İsmet’le hesabımız ancak mahşerde kapanır.

Menderes’in İsmet Paşa dönemiyle ilgili tesbitleri şunlardır:

- Devlet iktisadi teşebbüsleri (KİT’ler) verimsiz çalışmaktadır… Harp yıllarında 214 ton olan altın stoğu 130 tona inmiştir. 4 ton altın yabancılara rehine verilmiştir… Devlet borçları artmaktadır… Bütçe açık vermekte, açık Marshall yardımı ile kapatılmaktadır… Maliyetlerin yüksek oluşu ihracatı engellemektedir… Devlet ormancılığı ızdırap vericidir… Kredi hacmi kısıktır.

Menderes bunlarda haklı idi… Ancak kendisinin aldığı tedbirler de, çözüm yerine yeni sorunlar getirmiştir… Altın stoğu 130 tondan 19 tona inmiştir!… Borçlanma, hayat pahalılığı ve orman yağmasında, CHP dönemi mumla aranır olmuştur!… DP zihniyetinin başarısızlığı, bu problemlerin hâlâ varolmasından bellidir!..

Menderes hükümeti Temmuz 1951′de NATO’ya girmek için müracaatta bulundu… Böylece TÜRKİYE’yi Rusya’nın önüne “NATO’nun güneydoğu kanadı” olarak atmış oldu!.. Bizi 21 Eylül 1951′de NATO’ya kabul ettiler… Menderes bunu bir zafer olarak ilan etti… Tıpkı Çiller’in Gümrük Birliği’ne girişimizi zil takarak kutlaması gibi!..

NATO, CENTO ve İkili Anlaşmalar karşısında İsmet ne yaptı?.. Onu her fırsatta metheden Şevket Süreyya bile “İnönü hiç bir zaman NATO’nun aleyhinde olmadı” diyerek, onun “dış siyasette önemli konuşması”ndan şu sözlerini nakleder:

- “Amerika ile yakın temaslarla başlıyan münasebetler, NATO içinde kesin şeklini almıştır… Hülasa bizim memleketin NÖTRALİST bir politika takip etmesi tasavvur olunamaz… CENTO ittifakı Irak’ın ayrılmasından sonra ehemmiyetini arttırmıştır. Amerika’nın asli bir aza olmaması eksiği henüz durmaktadır… İKİLİ ANLAŞMALAR Amerika’nın ilgisini daha yakından gösterme fırsatını vermiştir. Bütün bunları memnuniyetle karşılıyoruz!..” (2. Adam, cilt 3, sf.346-347)

Gördünüz mü?. Demek ki, biz “BATI’YA UŞAKLIK İsmet Paşa dönemi ile başladı” derken, hata etmemişiz!.. İsmet’in daha sonraki sözlerindeki tek şikayeti, Menderes’in sırtını Amerika’ya dayıyarak diktatör olması!..Onu da şöyle dile getiriyor:

- “Amerika emin olmalıdır ki, kendisi için en sağlam müttefik Türkya, demokrasi ile idare edilen Türkya olacaktır!”

İsmet TÜRKİYE diyemezdi… dili dönmezdi… hep “türkya” kelimesini kullanmıştır…Yani “sen bizi bu herifin diktasından kurtar, biz sana daha iyi uşaklık ederiz” demeye getiriyor!.. Yarabbi, sen TÜRK MİLLETİ’ni KUR’AN’da överken, nasıl oldu da bunların eline terkettin?.. Günahımız neydi?..

İsmet Paşa, MENDERES DÖNEMİ yazımızda ele aldığımız dışa bağımlılık, toprak yağması, yedek parçasız traktör, ölçüsüz ithalat, hızlı borçlanma gibi somut meseleler üzerinde duracağına; “Üniversite özerkliği, basın hürriyeti, hakim teminatı” gibi halka hitap etmiyen soyut kavramların peşine düştü… 1954 seçim propogandasını bunlar üzerine bina etti. Gerçek şu ki, onun da bu konulara getirebileceği herhangi bir çözüm yoktu… CHP’nin ayaklarının yerden kesilmesi işte o tarihlerde başladı ve parti bir daha kendisini bu hastalıktan kurtaramadı!..

1957 seçimlerinde İsmet Paşa’nın partisi halkın şikâyetini değerlendirerek %41 oyla 178 milletvekili çıkardı… DP ise %48 oyla azınlığa düşmüş olmasına rağmen, İsmet’in seçim kanunu ile 428 milletvekili çıkardı. Ancak İsmet’in bu geçen 7 yılda ülkenin meselelerine getirdiği herhangi bir çözüm yoktu… Hâlâ “Anayasa düzeni, basın hürriyeti, hakim teminatı, üniversite özerkliği” diye sayıklayıp duruyordu.

İsmet, 1958′de topladığı CHP Kongresi’nde DP’den ayrılan Hürriyet Partisi’nin kendisine katılımını kutluyor, ancak gerçek problemleri bırakıp şu konular üzerinde duruyordu:

 

nispi temsil, yüksek hakimler şurası,

memur kanunu, basın hürriyeti,

üniversite muhtariyeti, sosyal adalet,

yüksek iktisat şurası

 

Memleketin kan ağladığı günlerde hem muhalefet yapacaksın, hem “ben düzeltirim” deyip iktidara talip olacaksın, hem de temel meselelerle ilgili hiç bir hazırlığın, hatta hedefin olmayacak!.. Havanda su dövecek, soyut prensipler peşinde koşacaksın!…İşte daha sonra Demirel, Özal ve Çiller hükümetlerine de bulaşan ve müzminleşen bu hastalık, ilk CHP muhalefetinde görülmüştür.

1959′da İnönü Uşak’ta, ve Topkapı’da bazı DP’lilerin saldırısına uğradı… Bu onun sempati toplamasına, halkın merhametini kazanmasına sebep oldu. CHP’liler İsmet Paşa’yı gittikleri yerlerde “Hürriyet, Hürriyet” diye bağırarak karşılıyorlardı.

Ne olduğu belirsiz “hürriyet”, Meşrutiyet’ten sonra ilk CHP muhalefeti sırasında slogan haline gelmiş, daha sonra Demirel, Özal ve Çiller halka “daha fazla hürriyet” vaadetmekten kaçınmamışlardır…. Hem muhalefette değil, kendi iktidarları dönemlerinde!.. Cumhuriyet döneminde her hastalığa bu hiç bir işe yaramaz “Hürriyet=ölü diriltme ilacı” anlayışını, gene İsmet Paşa bulaştırmıştır. (Bakınız: MİLLİ MÜCADELE yazımız)

Aslında Menderes de, Bayar da, DP’liler de yetiştikleri İsmet Paşa’nın totaliter partisi CHP alışkanlıklarından ve TEK PARTİ özleminden kurtulamamışlardır!.. Menderes, tıpkı İsmet Paşa gibi, TEK ADAM olma hastalığına tutulmuştu.

İsmet Paşa bu noktada belki hayatının tek doğru sözünü söyler: ŞARTLAR TAMAM OLDUĞU ZAMAN, MİLLETLER İÇİN İHTİLAL MEŞRU BİR HAKTIR!..

İsmet Paşa 19 Nisan’da Kızılay’da saat 5′de bir dolanıp halkın nabzını yokladı… Millet Menderes’ten memnun olmadığı için İsmet Paşa’yı tezahüratla karşıladı. 28 Nisan’da İstanbul Üniversitesi’nde olaylar çıktı. 29 Nisan’da Ankara’da benzer olaylar oldu… Bu, nümayişlerin bir merkezden planlandığını gösteriyordu. Daha sonra, 1970′lerde komünistler Turan Emeksiz’e “o bir komünistti” diye sahip çıkacaklardı!.. Menderes’e giden istihbarat nümayişleri CHP gençlik kollarının örgütlediği şeklinde idi. 21 Mayıs’ta bazı subayların önderliğinde Harbokulu öğrencileri Kızılay’da bir yürüyüş yaptılar… Bu Menderes ve DP iktidarına son ihtar mahiyetinde idi fakat kimse anlamadı!.. Daha doğrusu bir iki kere Menderes istifa edebileceğini söyledi ama Bayar bütün mesuliyetin kendi üzerine yıkılacağından korkarak istifayı kabul etmedi… İsmet Paşa 27 Mayıs’ta gelip Menderes’i Eskişehir’de yakalıyan ihtilale, hiç karşı çıkmamıştır.

Kemal Tahir’e göre “27 Mayıs Hareketi, aydın egemenliğinin yeni baştan kurulmak istenmesidir.”

İsmet, halkı gibi askerleri de hiç tanımazdı… Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na “Kurmayları bilirim, bunlar gelirler, gitmesini bilmezler” demişti… Halbuki 27 Mayıscılar da, 12 Mart ve 12 Eylül liderleri de beklenenden çok önce bırakıp gittiler… Meydan yine sivil politikacılara kaldı. Onlar da her on yılda bir memleketi uçurumun kenarına getirdiler.

Memleketi Menderes’ten kurtaran ve bu yüzden omuzlarda taşınan askerler, bir süre sonra İsmet Paşa ile irtibata girdiler… Ama İsmet onların amacının farkında değildi ve tek derdi DP’nin kaybettiği iktidarı nasıl alacağı idi… Halkın kendisine teveccüh ettiğini, kahir ekseriyetle seçimi kazanacağını sanıyordu!

Halbuki askerleri omuzlarda taşıyan halk, 1961′de İsmet Paşa ön plana çıkmaya başlayınca, bir tekerleme daha bulmuştu:

 

Gitti İsmet
Açıldı kısmet!..
Geldi İsmet,
Kesildi kısmet!
 

 

İsmet Paşa’nın 1958 CHP Kongresi’nde “TÜRKİYE’nin en önemli meseleleri” diye sunduğu safsata hususlar, 1960 Anayasası’nda baş köşelere oturdu… Kıbrıs, Sovyetler’le ilişkiler, ABD kapitülasyonları gibi önemli hususlar ele alınmadı. Ancak TÜRKİYE’deki her ihtilal hükümeti gibi israf ve gösterişten kaçınıldığı için, ekonomi istikrara kavuştu… Kuyruklar, sıkıntılar ve karaborsa azaldı. Millet rahat bir nefes aldı.

1961 yılında OECD’nin TÜRKİYE bürosu açılırken, MISIR tavrımızdan dolayı bizimle diplomatik ilişkilerini kesti… Ruslar uzaya ilk insanı gönderdi… Sovyet-Arnavutluk ilişkileri bozuldu.

Bu arada belirtmek gerekir ki, liderliği Albay Alparslan Türkeş’in yaptığı 14′lere mal edilen bir ÜLKÜ BİRLİĞİ vardı… Bu Milli Birlik Komitesi’nce kurulmuş bir komisyonun tesbitleri idi. Tamamen ATATÜRKÇÜ bir görüşle hazırlanmıştı… İçinde “Türkiye” adının değiştirilip ATATÜRK’ün kullandığı TÜRKELİ ifadesinin benimsenmesi dahi vardı!.. Ancak ne olduysa, 14′lerin tasfiyesinden sonra ÜLKÜ BİRLİĞİ’nden söz eden olmadı… İsmet’e yakın komite üyeleri, onun tesbit ettiği esasları kanunlaştırmış, ama ATATÜRK’ün prensiplerini hasıraltı etmişti!

Milli Birlik Komitesi’nin önemli icraatlarından biri bir TOPRAK reformu düşünmesi ve buna engel gördüğü 55 ağayı doğudan batıya nakletmesi idi… İsmet Paşa seçimden sonra başbakan olur olmaz bu ağaları yerlerine geri göndermiştir… İsmet’in bu davranışı, 1934′den itibaren ağalığa ve Kürtlüğe hizmet eden politikasının devamıdır… Bunun neticesinde tabii ki toprak rejiminde de hiç bir iyileştirici faaliyette bulunulamadı.

6.1.1961′de Kurucu Meclis göreve başladı… Yeni Anayasa’yı, seçim kanunu gibi önemli kanunları çıkardı, 26.10.1961′de de görevi yeni seçilen meclise devretti… Anayasa halkoyuna sunuldu ve kabul edildi.

Bütün dış baskılara rağmen askerler memleketi iflasa ve sömürge olmaya sürükleyenleri cezalandırmak istiyorlardı… Verilen 15 idam cezasından 3′ü bu amaçla uygulandı. Diğerleri bir süre hapis yatıp paçayı kurtardılar.

İsmet Paşa sonunda mesuliyetin kendisine yükleneceğini düşünerek Yassıada mahkemelerinden çıkan idam kararlarının uygulanmamasını istemiştir… Biz o idamları yerinde bulduğumuz gibi, hapse çevrilen ve sonradan affedilenlerin idamını dahi gerekli görürdük… Daha sonraki ihtilallerde sorumluların idam ve hapis edilmemesi sonucu, ülke şu anda siyasi açıdan 1950′lerdeki durumuna dönmüştür.

Menderes ve İsmet’in savunduğu NATO, CENTO ve İkili Anlaşmalar gibi, şimdi de Çiller ve destekçileri bizi GÜMRÜK BİRLİĞİ, AB gibi ittifaklara sokmaya çalışıyor, girdikçe de bayram ilan ediyor!.. Eğer geçmiş idam cezaları ESAS SEBEPLER’i ilan edilerek uygulansaydı, daha sonra kimse ihanete cesaret edemezdi!..

DP kapatılmış, Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edilmiş, Bayar başta olmak üzere DP ileri gelenleri içeri tıkılmıştı ama, HALK öyle pek İsmet Paşa’ya razı olacak gibi değildi!.. DP’liler ADALET PARTİSİ’ni YENİ TÜRKİYE PARTİSİ’ni kurarak varlıklarını sürdürdüler… İsmet Paşa BATI tarzı “demokrasi”yi 1946′da ülkeye getirmiş (!) olan kişi idi ama, 1960′da bile halk DEMİR-KIR-AT’ı Menderes’in partisi ile ve AT ile bağdaştırdığı için, AP kendisine amblem olarak AT’ı seçti… Demirel üç kere gidip gidip geldi, kurduğu bütün partilerde AT’tan vazgeçmedi!

Aslında ne AP, ne YTP, ne de DYP; DP’nin devamı değildirler!.. Demirel 1960′larda Bayar’ın affedilmesini adeta engellemiştir, kendisine rakip olacağı için!.. Bayar ve eski DP’lileri affedip onları AP ile kapıştıran, eski düşman İsmet Paşa’dır!..

ADALET PARTİSİ, Emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın başkanlığında ve Tahsin Demiray (eski Köylü Partisi başkanı), Necmi Öktem (general), Şinasi Osma (albay), Cevdet Perin (doçent), Kâmuran Evliyaoğlu (gazeteci) gibi önemli, tanınmış kişilerin gayreti ile kurulmuştu… YENİ TÜRKİYE PARTİSİ’nin başında eski Maliye Bakanı Ekrem Alican vardı. Eski milletvekilleri İrfan Aksu, Raif Aybar, Hikmet Belmez, Hasan Kangal, Mithat San, Cahit Talas (eski Çalışma Bakanı), Sırrı Öktem (general) gibi tecrübeli kişiler de bu partide yer almıştı.

15 Ekim 1961 seçimlerinde CHP ve İsmet Paşa iktidara geleceklerinden o kadar emindiler ki, Başbakan olarak İsmail Rüştü Aksal’ı bile belirlemişlerdi!.. Ama seçim sonuçları şöyle tecelli etti: CHP %36.7, AP %34.8, CKMP %14, YTP %13.7… Meclis ve Senato dağılımı ise şöyle idi: CHP 173-36, AP 158-71, CKMP 54-16, YTP 65-13..

Bu da göstermişti ki, DP oyları ihtilal ile CHP’ye kaymamış, AP’ve YTP’ye gitmişti!.. Bizce HALK Menderes’i tuttuğundan değil, İsmet’I teptiğinden AP ve YTP’ye kaymıştı!

İhtilalciler de CHP’nin iktidara gelmesini istediklerinden burulmuşlardı… Durumlarını Gürsel’i cumhurbaşkanı seçtirerek kurtardılar… Milli Birlik Komitesi üyeleri ömür boyu senatör oldular… ORDU bu suretle sivil politikacıları kontrol altında tutmak istiyordu.

Hiç bir parti tek başına iktidara gelemedi… İsmet Paşa ilk olarak CHP-AP koalisyonunu kurdu… (Kasım 1961) İsmet’in bu hükümetinde Çalışma Bakanı Bülent Ecevit idi… 1950′de Toprak reformu kanununu uygulatmıyan Cavit Oral ise gene Tarım Bakanı olmuştu!.. Bu hükümetin ilk açıklaması “Milletlerarası çalışmalarımızda NATO ve CENTO ittifaklarının hususi bir yeri vardır” diyerek kapitülasyonların devamına itirazı olmadığını belirtmek olmuştur.

BATI uşağı bu hükümete, BATI tabii ki keseyi açtı… 1962′de ABD ile bir kredi anlaşması imzalandı. Avrupa devletleri ve Amerika tarafından “TÜRKİYE’ye Yardım Klubü (Konsorsiyum)” kuruldu… Menderes’i sürüm sürüm süründürenler, nedense İsmet Paşa’ya kesenin ağzını açmışlardı!..Aslında bu, “komaya girmiş hastaya serum takılması” gibi idi… 1962 yılında 1.7 milyar dolar dış kredi alındı… Ama hükümet aynı yıl sadece dış ticaret açığı olarak 2.2 milyar dolara ihtiyaç duyuyordu!..24 Temmuz’da TÜRKİYE AET’ye ORTAK ÜYE kabul edildi.

Bunlara taviz olarak Ağustos ayında AMERİKAN Barış Gönüllüleri Bürosu açıldı… Her biri özel yetiştirilmiş bu genç casuslar, memleketin dört bir yanına yayıldı, fesat saçmaya başladı!.. 1968′den itibaren başlıyan ve gittikçe artan öğrenci ve bölücü eylemlerde bu kişilerin rolü büyüktür… Bilhassa Güneydoğu’da istatistikî bilgi toplamaya gayret ederlerdi.

Öte yandan ORDU içinde bir cunta kuruldu, SİLAHLI KUVVETLER BİRLİĞİ diye!.. Bu ekip Gürsel’e verdiği bir ültimatomla ordu içinde kendilerine karşı olanları tasfiye ettirdiler. SKB 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963′de İHTİLAL teşebbüsünde bulundu… Ayrıca bir başka grup üst rütbeli subay da Prensipler Genelgesi vermiş, ve Yassıada cezalarının affedilmemesi, tasfiye edilen subayların geri dönmemesini parti liderlerine kabul ettirmişlerdi.

İhtilal girişiminden kısa bir süre önce Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay 72 komutanı topladı, onlara ordu içindeki huzursuzluklardan bahsetti, ancak İsmet Paşa’nın desteklenmesi gerektiğini söyledi. Generaller kendisini destekledi, ancak albaylar o fikirde değildi… Bilhassa Necati Ünsalan “Bu memleketin kaderi 80 yaşında bir ihtiyara terkedilemez” dedi… Talat Aydemir de, “CHP’nin de ihtilale hazırlandığını” söyledi.

Kısacası Milli Birlikçiler İsmet’i tutuyorlardı ama ordunun genç elemanları onu da Menderes gibi silip atmak istiyordu!.. Menderes “ben kendime sabık başbakan dedirtmem” demişti ama; İsmet de 80 yaşında dahi hırsla başbakanlığa razıydı, iktidarı ve parti başkanlığını bırakıp gitmeyi düşünmüyordu!

Genç subaylar, tepelemek istedikleri DP’nin devamı AP’nın iktidarını ve İSMET’in bir daha iktidara gelmiş olmasını hazmedemediklerinden, 22 Şubat 1962′de bir ihtilal tecrübesine giriştiler, başaramadılar.

İsmet’in bir daha ihtilal olmaması için gösterdiği gayret kayda değer… Diğer hükümet mensupları Eskişehir’e kaçmaya hazırlanırken o karargahlara gidip emirler yağdırmıştı… Ancak bunu ülke için mi, yoksa kendini kurtarmak için mi yaptığı tartışmalıdır.

İsmet takibat yapılmayacağını taahhüt edince, Talat Aydemir ve 3 arkadaşı teslim oldu… Ancak koalisyon hükümeti Mayıs ayında istifaya mecbur oldu. Yeni hükümeti gene İsmet, bu sefer CHP-CKMP-YTP koalisyonu şeklinde kurdu… Ancak Bölükbaşı CKMP’den istifa etmişti. O, iflah olmaz bir muhalefet adamı idi!

Ecevit gene Çalışma Bakanı idi… Bu hükümetin ilk icraatlarından biri 55 doğulu ağaya yerlerine dönme izni vermesi oldu!.. Sözüm ona 5000 dönümden fazla toprakları kamulaştıran bir kanun çıkarıldı!.. Ancak ne derece etkili olduğu hiç bir zaman araştırılmadı.

Dış olaylara gelince; 1962 yılı Ocak ayında ABD, KÜBA ile ilişkilerini kesti!..Hemen arkasından PAPA 6. PAUL, Hıristiyanlığa zarar verdiği iddiasıyla KASTRO’yu AFAROZ etti!..Şubat ayında da Katolik başkanı Kennedy KÜBA’ya ambargo uygulamaya başladı… Bu ambargo Rus ve Amerikan gemilerini karşı karşıya getirdi. Bütün dünya nükleer bir savaş olacağı korkusuna kapıldı… Bilhassa mevcudiyetinden sonradan haberdar olduğumuz nükleer füzeler dolayısiyle, TÜRKİYE topun ağzında idi!. Gerek Hükümet, gerekse askerler o günlerde atlattığımız tehlikenin farkında değildi.

Sonunda Kruşçev geri adım attı, Kasım ayında KÜBA’daki nükleer füzeler söküldü, imha edildi, ambargo kalktı… Bir kaç gün sonra da Amerika TÜRKİYE’deki JÜPİTER füzelerini kaldıracağını açıkladı… Ancak bu suretle pazarlık konusu olduğumuzu anladık.

Sovyetler Birliği Çin’i saldırılara karşı koruyacağını ilan etti… Kruşçev, “Kapitalist ülkelerden iyi ve karlı olanı taklit etmeliyiz” dedi… Eğer dediği gerçekleşebilseydi, 1990′da yıkılan SSCB değil; KAPİTALİST BATI olurdu!

Kennedy’nin gizli metresi Marilyn Monroe yatağında ölü bulundu!.. Kennedy bu kadını, yaklaşmakta olan seçimlerde başını derde sokacağından korkarak CİA ajanlarına temizletmiş, cinayete de “intihar” süsü verilmişti!.. Ama kızın ahı yerde kalmadı. Kennedy’i de bir cinayete kurban gitti.

Aynı yıl Malta adası, Jamaika, Uganda ve Cezayir bağımsızlığa kavuştu… Nisan ayında Irak’ta Kürtler hükümete karşı ayaklandılar… Yüzlerce kişi öldü… Yemen’de isyancılar bir hafta önce tahta geçen İman Ahmed’i öldürerek Yemen Cumhuriyeti’ni ilan ettiler.

Mayıs ayında askerlerin gayreti ile oluşturulan Küçükçekmece Atom reaktörü hizmete girdi… TÜRKİYE böylece NÜKLEER enerji konusunda ilk adımı atmış iken arkası gelmedi!.. Bilhassa dönemin solcuları, DOĞU BLOĞU’nun sahip olduğu NÜKLEER silahları unutup, TÜRKİYE’de “barış” teraneleri ile Hiroşima sömürüsü yapıyorlardı!.. TÜRKİYE’nin NÜKLEER gücünün olmaması, BATI’nın da işine geldiği için ses çıkarmadılar… Bugün dahi aynı kısır tartışma sürüp gitmektedir.

Talat Aydemir hiç bir zaman hevesinden vazgeçmedi. Gazetelere verdiği beyanatta:

- “İnönü’nün adı zekasından büyüktür!.. İnönü tükenmiştir!.. Reformlara en çok ihtiyacımız olduğu bu devirde, bütün hayatı “statükoyu muhafaza” ile geçirmiş İnönü’yü tekrar iş başında görmek, bu milletin talihsizliği olmuştur!”

der… Şu Talat Aydemir heykeli dikilecek adamdır!.. O arada yurda dönmüş olan 14′ler ile de irtibata geçtiler… 1963 yılı Mart ayında Ankara’da AP Genel Merkezi göstericiler tarafından tahrip edildi. Nihayet 21 Mayıs 1963′de Talat Aydemir tekrar bir darbe teşebbüsünde bulundular… Ancak halk, gençlik ve ordu komutanları ihtilali desteklemedi. Sonunda Harbokulu öğrencileri atıldı, Talat Aydemir ile Fethi Gürcan idam edildi… İsmet Menderes’in idamına karşı çıkarken, darbe yapanları idam etmeyi beis görmedi!.. (26)

İsmet Paşa’nın bu hükümeti de kısa ömürlü oldu… YTP çekilince yıkıldı. İsmet, yeni hükümeti bu sefer CHP-Bağımsızlar olarak kurdu. Ecevit gene Çalışma Bakanı idi… Ecevit’in çıkartmak üzere olduğu sendika ve grev yasalarının etkisi de hemen görüldü, İstinye’de işçiler greve gitti ve polisle çatıştı… Bu grevler, ve sendikaların tahripkar eylemleri 1968′den sonra hızla arttı… Adeta yeniçeri isyanlarına dönüştü.(27)

DPT’den bazı uzmanlar Hükümet’in Toprak Reformu ile ilgili bütün girişimleri engellediği söylediler… Daha önce de Hükümet’i “servet beyanlarının kaldırılmaması” hususunda uyarmışlardı… Bazıları istifa etti. Bu arada AP Merkez Yönetim Kurulu, Toprak Reformu’nun “temel bir hak olan kişinin mülkiyet hakkına aykırı” olduğunu iddia ediyordu!

Bu konuda olumlu olarak söylenebilecek bir husus, hükümetlerin değişmesine rağmen İsmet’in önemli bakanlıklarda aynı isimleri tutması ve bu şekilde istikrarı bir ölçüde sürdürebilmesidir… Bu bakanlardan Feridun Cemal Erkin, bir konuşmasında TÜRKİYE’nin dışarıya sattığı KROM hakkında ciddi endişeleri olduğunu açıkladı!.. O gün bugündür, madenlerimizin sömürülmesine hala bir çare bulunamadı. (28)

Türkiye’nin AET ortak üyeliği anlaşması da 1963′de Ankara’da imzalandı. ABD ile “zırai maddeler” anlaşması imzalandı… Böylece radyoaktif olduğu için kendi ülkelerinde deneyemedikleri “Meksika Buğdayı”nı bize gönderip deneme imkanı buldular… Ayrıca “fenni tohum”, sunni gübre, tarım ilacı, hatta zararlı hormonların girmesine fırsat verilmiş oldu.

Bütün bunlar 1950′lerde Menderes’in düşüncesiz traktör atılımı gibi, tarım ürünlerinde bir artış sağladı… Ancak ünü dünyaca meşhur tütünümüzün, çayımızın, pamuğumuzun, İzmir üzümümüzün, Amasya elmamızın, Ayaş domatesimizin, hatta etimizin, sütümüzün bozulmasına yol açtı. (29)

Amerika ile bir de kredi anlaşması imzalandı… Almanya teknik yardım ve mali yardım anlaşmaları, İsveç ve Avusturya ile kredi anlaşması imzalandı…Mısır’la kesilen münasebetler ancak bu tarihte kuruldu.

1963 yılının en önemli dış olaylarından biri Profumo skandalı idi… İngiltere’nin Savaş Bakanı Profumo, Cristin Keeler adlı bir mankene tutulmuş, Ruslar’ın bu manken kız aracılığı ile bilgi sızdırdığı öne sürülmüştü… Amerika’da Kennedy’nin getirdiği yasaları uygulamayıp ırkçılığı sürdüren Alabama valisi George Wallace’a karşı zenciler gösteri yaptı, 2000 kişi yaralandı.

22 Kasım’da zencileri savunan Kennedy, zenci düşmanı Teksas-Dallas’ta uğradığı bir suikastte öldürüldü… Yerine yardımcısı Johnson geçti. Kennedy’nin kaatili Oswald da Ruby adında bir barcı tarafından öldürüldü… Sonra o da ortadan kaldırıldı. Böylece Kennedy’nin planlı bir şekilde devre dışı bırakıldığı anlaşıldı.

Aynı yıl Güney Afrika, Zanzibar ve Kenya bağımsızlığa kavuştu… Irak’ta askeri darbe oldu. Başbakan Abdül Kasım idam edildi… Almanya’da meşhur Ludwid Erhard’ın yerine Adenauer Devlet Başkanı oldu.

1964 yılı Şubat ayında Ruanda’da Tutsi kabilesinden binlerce kişi düşman kabile Hutular tarafından katledildi!… Aynı olay 1995 yılında da tekrarlanacaktı. Çünkü EMPERYALİST BATI, AFRİKA’da sınırları kabile ve inançlara göre değil; kendi menfaat pazarlıklarına göre çizmiş, AFRİKA’nın bütün sosyal yapısını bozmuş, kabileleri bölmüş, birbiriyle karşı karşıya getirmişti.

İşte Ruanda, Burundi ve Zaire’deki bu TUTSİ-HUTU sürtüşmesi bu yüzdendi… Mesela Ruanda’da halkın %85′i Hutu, %15′i Tutsi iken, SÖMÜRGECİ FRANSA Titsiler’i himayesine almış ve Hutuler’e karşı kullanmıştı… Çekilip gittiğinde de Devlet ve ordu Tutsi hakimiyetinde kalmıştı. Bu da çoğunluk olan Hutular’ın ezilmesine yol açmıştı… Çatışmalar bu yüzden meydana geliyordu.

Yine bu yıl içinde Hindistan lideri Nehru öldü, yerine Lal Bahadur Şastri geçti… Peru’da bir futbol maçında çıkan kavgada 135 kişi öldü. Bu olay futbolun hiç te barış getirmediğinin yeni bir göstergesi oldu…Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu… Hemen terör faaliyetlerine başladı.

Temmuz ayında Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp Han TÜRKİYE’ye geldi ve şu teklifte bulundu: “Bizler siyasi olmasa da birleşerek ekonomik dayanışmamızı sağlıyacak bir yakınlık içinde olmalıyız!..” Ama bizimkilerin politikası Batı’ya yönelikti. Başkasını gözü görmezdi.

1964′de Amerika ile bir kredi anlaşması daha imzalandı… TÜRKİYE’ye yardım konsorsiyumu istediğimiz 250 m. doların ancak 100 milyonunu verdi!.. TÜRKİYE bir de Dünya Gıda Programı anlaşması imzaladı. TÜRKİYE Finlandiya ve Almanya ile teknik işbirliği, Avusturya ile işçi anlaşması imzalandı… İsveç, Norveç ve Lüksemburg ile kredi anlaşmaları yapıldı. TÜRKİYE OECD kredi anlaşmasına katıldı.

Sovyetler Keban Barajı için kredi teklif etti… Ancak Hükümet, “Kıbrıs politikasını değiştirmediği takdirde kabul etmiyeceğimizi” bildirdi!.. Sanki Sovyetler’in Kıbrıs politikası aleyhimize de, Amerika ve İngiltere’ninki farklı!.. Yine de Aralık ayında bir ticaret heyeti Rusya’ya gitti… Sovyetler ile 1965 yılı için bir ticaret anlaşması bir de kültür alaşması imzalandı… Pakistan ile ticaret anlaşması yapıldı.

15 Mayıs’ta karasularımızı 6 mile çıkardık!.. O tarihe kadar 3 mil idi!.. Halbuki Yunanistan ta 1936′da 6 mil yapmıştı!..Bu konuda İsmet kılını kıpırdatmamış, ATATÜRK te her nedense atlamıştı!..

1964 yılında Mesut Suna adlı bir elektrik ustası 4 metreden İsmet’e 3 el ateş etti, ama vuramadı!..Demek ki İsmet Paşa’dan bu ülkenin daha bir sekiz yıl çekeceği vardı.

İsmet Paşa’nın 27 Mayıs İhtilali’nden sonra Başbakan olarak görev aldığı 3 koalisyon hükümetinde yaptığı en hayırlı iş, Kıbrıs’ta soydaşlarımızın katledilmesi üzerine uçak uçurması ve Rumlar’ı bombalamasıdır…

Rumlar’ın TÜRKLER’e saldırısı 1963 yılı ortalarında başlamıştı… Bu olaylar artınca İsmet TÜRK jetlerini Kıbrıs üzerinde şöyle bir uçurttu. Kısa bir süre için saldırılar kesilir gibi oldu.

Ama 1964 başında iyice azıttılar. Yağmacılığa, hırsızlığa başladılar… Ocak ayında saldırdıkları TÜRKLER’den 21′i hastanede öldü, 6’sı kayboldu. Tarihi BAYRAKTAR CAMİİ 3. defa bombalandı, Subat ayında Rumlar köylere saldırdı… 50 TÜRK öldürüldü. Kurtulanlar göçe başladılar. İsmet Paşa hükümeti uzun tereddütten sonra ancak 13 Mart’ta Makarios’a “müdahale hakkını kullanacağını” bildiren bir nota verdi.

Hükümet MÜDAHALE kararı aldı. Aslında bu bize anlaşmalarla tanınmış bir haktı. Bir yandan da Birleşmiş Milletler’de ve Londra’da görüşmeler sürmekteydi.

ABD, uzun yıllar BATI UŞAĞI bilinen bu adamın bu hayret verici çıkışı üzerine o kadar şaşırır ki, tepkisini nezaket kurallarına bile uymadan hemen gösterir… Cumhurbaşkanı Vekili, sığır çobanı kılıklı Johnson o meşhur mektubunu yazıp kulağımızı çeker! “Haddinizi bilin haa!” der… Bu haysiyet kırıcı mektubun tercümesini EK olarak vereceğiz, dişlerimizi gıcırdatarak ve ABD EZELİ DÜŞMAN olduğunu bir kere daha hatırlatarak!..

Bu herifin Kennedy’inin vurulmasında parmağı olduğu iddiası bir yana, mektuptan iki ay sonra Viyetnam Savaşı’nı başlatması HIRİSTİYAN BATI EMPERYALİST zihniyetin neme nem bir şey olduğunu, nasıl çift standart uyguladığını gözler önüne serer!..İsmet Paşa ise, ABD’ye “kararı askıya aldığını, ancak mektubu da hayal kırıcı bulduğunu” bildirmekle yetinir!

Birleşmiş Milletler hemen adaya asker gönderdi… Kısa bir zaman sonra bu askerlerin adaya TÜRK halkını korumak için değil; TÜRKİYE’yi müdahaleden caydırmak için geldiği anlaşıldı!.. Çünkü Rum saldırıları durmadı.

Temmuz ayında TÜRKLER’in sıkıştığı Girne (Saint Hilarion) kalesini kuşattılar… Bir avuç TÜRK mücahit kaleyi günlerce savundu. Bu arada Rumlar kadın-çocuk-yaşlı demeden katliama devam ettiler… Nihayet 8 Ağustos günü TÜRK jetleri harekete geçti… Erenköy civarındaki Rum askeri hedeflerini bombaladı. Ayrıca askeri birlikler gemilere bindirildi… Durumun ciddiyetini gören Makarios ateşkes istedi. Rumlar bu arada uçağı düşürülen Pilot Cengiz Topel’i işkenceyle şehit ettiler.

O zaman anlaşıldı ki, DIŞA BAĞIMLI EKONOMİK VE ASKERİ POLİTİKA sonucu TÜRKİYE’nin NATO’dan aldığı jetlerin BENZİN’i yoktur!.. ÇIKARTMA GEMİSİ yoktur!..Bütün bu yıllar boyunca biz kendimizi değil, BATI’NIN MENFAATLERİ’ni savunup durmuşuzdur!.. Üstüne üstlük Johnson da sözüm ona NATO ortak savunması için verilmiş silahları “Rusya bize saldırırsa kullanamıyacağımızı” bildirmiştir!.. Yani politikacıların BATI UŞAKLIĞI’na soyunduğu şu son 15 yılda TÜRKİYE tam anlamıyla “ayvayı yemiş”tir!..

İsmet, nihayet uyanır ve şu sözleri kullanır: “Gerekirse yeni bir dünya düzeni kurulur, ve TÜRKİYE’de bu düzende yerini alır!..” TÜRKİYE aslında 1919′da yerini MAZLUM ÜLKELER’in safında almıştı, ama İSMET PAŞA ve MENDERES 1940′lardan itibaren BATI’ya kaymışlardı… MENDERES asıldığına, İSMET te uyandığına göre, ABD’ye yeni bir uşak gerekmektedir… Bu sözler İsmet’in sonu olur.

Ağustos ayında ABD Viyetnam’a savaş açtı… Aslında olay Rus yapısı Viyetnam torpil gemilerinin bir ABD destroyerine saldırmasıyla başlamıştı ama, ABD’nin orada ne işi vardı ki?.. Bunun üzerine ABD gemi ve uçakları saldırdı. 25 viyetnam torpil gemisini batırdı, bir petrol platformunu imha etti… ALLAH bilir kaç kişi öldü!.. Bu olay bizim Kıbrıs’ı bombalamamızdan bir gün önce oldu!

Ekim ayında Kruşçev, bir Kremlin darbesi ile KP liderliğinden düşürüldü, yerine Leonid Brejnev geçti… Kosigin başbakan oldu. Kruşçev katıldığı son politbüro toplantısında endüstriyi, tarımı ve parti organizasyonunu kötü idare etmekle suçlandı… Kruşçev Stalin’in kurduğu bir çok çalışma kampını kapatmış, gizli polisin de gücünü azaltmıştı… Küba hezimeti de sonunu hazırlamıştı.

Temmuz ayında SSK ve Danıştay Kanunları kabul edildi… Bu arada işçi grevleri problem olmaya başlamıştı. Tam Kıbrıs olayları sırasında Ataş’ta işçiler greve gitmeye kalktılar!.. Yani orduyu benzinsiz bırakacaklardı. Hükümet grevi erteledi. O tarihten beri sendikalar sanki bu ülkede başka bir devletin adamları imiş gibi faaliyet gösterirler.

O tarihlerde Ragıp Gümüşpala ölmüş (Haziran 1964), AP’nin başına ABD destekli Bayar’ın eski “su müdürü”, Amerikan Morison firmasının temsilcisi Süleyman Demirel, adeta “gökten zembille inerek” gelmiştir.

Öyle ki, rakibi Saadettin Bilgiç’in bir Mason arkadaşından temin ettiği Demirel’in “mason kaydı” delegelere dağıtılınca; Mason Demirel dernek başkanı ve üstadı Necdet Egeran’ı kullanarak sahte bir “mason değildir” belgesi almış, bunu AP kongresinde dağıtarak seçimi kazanmıştı!.. Demirel’in bu kongrede Masonluk ne kelime, “her sabah KUR’AN okumadan kahvaltıya oturmayan bir aileden geldiğini” iddia etmesi meşhurdur!…Halbuki Bilgiç’in belgesi gerçekti!.. Demirel Ankara BİLGİ LOCASI’na 43 sıra ve 48 matrikül numarasıyla kayıtlı su katılmamış bir MASON idi!..Ne manevra değil mi?

Bu Demirel’in politik hayatında belki ilk söylediği yalandı ama, hiç te sonuncu olmadı!… Bütün ömrü yalan, palavra, demogoji, boş vaatler ve dümenle geçti!

AP’nin çiçeği burnunda başkanı Demirel’in ilk icraatı, Johnson’un başkanlık törenleri için ABD’ye giden İsmet’i, kalleşce bir tutumla yurt dışında iken hükümetten düşürmek olmuştur!…(Ocak 1965) ABD’den ümit kesen Menderes nasıl ihtilalle devrilmiş ve idam edilmişse, BATI yanlısı İsmet te ufak bir MİLLİ SİYASET uygulama temayülü gösterdiği için, alaşağı edilir!

Halbuki aynı günlerde Sovyet Yüksek Şura Başkanı Podgorny TÜRKİYE’yi ziyarete gelmişti… Sovyetler’in Keban Barajı’na ilgisi devam ediyordu… Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin de, Meclis’te “TÜRK-SOVYET ilişkilerinin gelişmesinden dolayı AMERİKA bize kızgın değildir” diye açıklama yapmıştı!

Ne var ki, bu kalleşçe devirme olayı halkın İsmet’e duyduğu tepkiyi kaldırmaya yetmez!.. Bir sonraki seçimde halk İsmet Paşa’dan kurtulmak için Süleyman Demirel’i destekler!.. Ta ki, o da BATICILIK ÇARKI’na kapılıncaya kadar!

İhtilalciler ve onların göreve getirdiği bakanlar, Meclis bir süre sonra İsmet Paşa’nın oyuncağı haline geldiler… Özellikle Türkeş’in de aralarında bulunduğu 14′lerin ayıklanmasından (13.11.1960) sonra !..

Eşit muamele, ikinci meclis, anayasa mahkemesi,DIŞ BORÇLAR nasıl ödenecek?.. EĞİTİM ve İSTİHDAM nasıl sağlanacak?.. İTHALAT nasıl bir bağımlılık olmaktan çıkıp İHRACAT arttırılacak?..GECEKONDU salgını, ORMAN tahribi, TOPRAK yağması nasıl önlenecek?..ÜSLER, TESİSLER, KAPİTÜLASYON gibi yabancılara tanınmış haklar nasıl temizlenecek?.. KIBRIS meselesi nasıl halledilecek?.. Rusya ile, Arap ülkeleri ile ilişkiler nasıl düzeltilecek?.. Bunların hiç biri yoktur CHP muhalefetinin “Ana Davalar, İlk Hedefler Beyannamesi”nde!.. Bunların hiç biri ANA DAVA ve İLK HEDEF sayılmamıştır.der. 

1950 seçimlerinde DP 408, CHP 69, MP 1 milletvekili çıkarttı… Seçim sisteminden dolayı CHP oyların %41′ini almış, ancak Meclis’te %14 temsil edilebilmişti… Aslında bu da İsmet’in kendisinin biraz daha fazla oy alacağını düşünerek hazırladığı seçim kanununun bir cilvesi idi!

 

ATATÜRK hayata gözlerini yumduğunda, TÜRKİYE ağlamayan yoktur!.. Ama İsmet Paşa ilk hilesiz seçimde giderken kimsenin umurunda değildir!.. İsmet’in iktidardan yuvarlanması, nice zamandır saklanan hırs ve kinleri de ortaya vurur… Kendisine “milli münafık” lakabı takılır… Bazıları asılması, yurt dışına sürülmesini ister.

Kemal Tahir’in tabiri ile “milletin aydını okumuşu hep egemen olmuştur halk üzerinde, ta 1950′lere kadar…1950 yılı, halkın aydını sırtında taşımaktan kurtulduğu yeni bir sürecin başlangıcıdır!”

Sözde “inkilapçılar”ın yerini “kalabalığın temsilcisi” olduğunu öne sürenler alır… Menderes ilk nutkunda 1923-1950 arasındaki dönemi “müdahaleci bir kapitalizm” olarak vasıflandırır.Orhan Seyfi Orhun yazdığı hicviyede:

 

Bir duman oldu, parti savruldu

Ne tavan kaldı bak, ne dam kaldı
Koca bir ŞEF denen heyüladan 
Bir koca ihtiyar adam kaldı!.. 

 

 

Silkinip atılan, partiden çok İsmet Paşa’dır!.. Ama İsmet Paşa rahat durmaz… TRT’de nakledilen bir hatıraya göre, Meclis’te DP hükümetinin proğramını eleştiren CHP sözcüsü, “Biz yapıcı muhalefet olacağız. Hükümetin yanlış işlerini eleştirecek, doğrularını destekliyeceğiz” der… Bunun üzerine İsmet Paşa oturduğu yerden müdahale eder, “Olmaz öyle şey!.. Muhalefet daima yıkıcı tarzda yapılır,” der!

İşte çok partili sistemin YIKICI MUHALEFET anlayışı, İsmet Paşa’nın bu tavrı üzerine kurulmuştur!…Bu hastalık o tarihten sonra bütün partilere bulaşmıştır. Hala da öyle sürer gider.

Bu ufak tefek, sünepe ihtiyarın hırsı bir türlü bitmedi… 1950′ler İsmet-Menderes, 1960′lar İsmet-Demirel, 1970′ler de İsmet-Ecevit sürtüşmesi ile geçti… Ta ki ölünceye kadar!.. Öldükten sonra da zararı bitmedi. 50 yıllık saltanatı ile oluşturduğu “milli şef zihniyeti” herkese “atatürkçülük” diye yutturulmaya devam etti. Bunlara Menderes-Demirel-Özal yazılarımızda değineceğiz… Kısacası, bizim İsmet’le hesabımız ancak mahşerde kapanır.

Menderes’in İsmet Paşa dönemiyle ilgili tesbitleri şunlardır:

- Devlet iktisadi teşebbüsleri (KİT’ler) verimsiz çalışmaktadır… Harp yıllarında 214 ton olan altın stoğu 130 tona inmiştir. 4 ton altın yabancılara rehine verilmiştir… Devlet borçları artmaktadır… Bütçe açık vermekte, açık Marshall yardımı ile kapatılmaktadır… Maliyetlerin yüksek oluşu ihracatı engellemektedir… Devlet ormancılığı ızdırap vericidir… Kredi hacmi kısıktır.

Menderes bunlarda haklı idi… Ancak kendisinin aldığı tedbirler de, çözüm yerine yeni sorunlar getirmiştir… Altın stoğu 130 tondan 19 tona inmiştir!… Borçlanma, hayat pahalılığı ve orman yağmasında, CHP dönemi mumla aranır olmuştur!… DP zihniyetinin başarısızlığı, bu problemlerin hâlâ varolmasından bellidir!..Menderes hükümeti Temmuz 1951′de NATO’ya girmek için müracaatta bulundu… Böylece TÜRKİYE’yi Rusya’nın önüne “NATO’nun güneydoğu kanadı” olarak atmış oldu!.. Bizi 21 Eylül 1951′de NATO’ya kabul ettiler… Menderes bunu bir zafer olarak ilan etti… Tıpkı Çiller’in Gümrük Birliği’ne girişimizi zil takarak kutlaması gibi!..

NATO, CENTO ve İkili Anlaşmalar karşısında İsmet ne yaptı?.. Onu her fırsatta metheden Şevket Süreyya bile “İnönü hiç bir zaman NATO’nun aleyhinde olmadı” diyerek, onun “dış siyasette önemli konuşması”ndan şu sözlerini nakleder:

- “Amerika ile yakın temaslarla başlıyan münasebetler, NATO içinde kesin şeklini almıştır… Hülasa bizim memleketin NÖTRALİST bir politika takip etmesi tasavvur olunamaz… CENTO ittifakı Irak’ın ayrılmasından sonra ehemmiyetini arttırmıştır. Amerika’nın asli bir aza olmaması eksiği henüz durmaktadır… İKİLİ ANLAŞMALAR Amerika’nın ilgisini daha yakından gösterme fırsatını vermiştir. Bütün bunları memnuniyetle karşılıyoruz!..”

(2. Adam, cilt 3, sf.346-347)Gördünüz mü?. Demek ki, biz “BATI’YA UŞAKLIK İsmet Paşa dönemi ile başladı” derken, hata etmemişiz!.. İsmet’in daha sonraki sözlerindeki tek şikayeti, Menderes’in sırtını Amerika’ya dayıyarak diktatör olması!..Onu da şöyle dile getiriyor:

- “Amerika emin olmalıdır ki, kendisi için en sağlam müttefik Türkya, demokrasi ile idare edilen Türkya olacaktır!”

İsmet TÜRKİYE diyemezdi… dili dönmezdi… hep “türkya” kelimesini kullanmıştır…Yani “sen bizi bu herifin diktasından kurtar, biz sana daha iyi uşaklık ederiz” demeye getiriyor!.. Yarabbi, sen TÜRK MİLLETİ’ni KUR’AN’da överken, nasıl oldu da bunların eline terkettin?.. Günahımız neydi?..İsmet Paşa, MENDERES DÖNEMİ yazımızda ele aldığımız dışa bağımlılık, toprak yağması, yedek parçasız traktör, ölçüsüz ithalat, hızlı borçlanma gibi somut meseleler üzerinde duracağına; “Üniversite özerkliği, basın hürriyeti, hakim teminatı” gibi halka hitap etmiyen soyut kavramların peşine düştü… 1954 seçim propogandasını bunlar üzerine bina etti. Gerçek şu ki, onun da bu konulara getirebileceği herhangi bir çözüm yoktu… CHP’nin ayaklarının yerden kesilmesi işte o tarihlerde başladı ve parti bir daha kendisini bu hastalıktan kurtaramadı!..

1957 seçimlerinde İsmet Paşa’nın partisi halkın şikâyetini değerlendirerek %41 oyla 178 milletvekili çıkardı… DP ise %48 oyla azınlığa düşmüş olmasına rağmen, İsmet’in seçim kanunu ile 428 milletvekili çıkardı. Ancak İsmet’in bu geçen 7 yılda ülkenin meselelerine getirdiği herhangi bir çözüm yoktu… Hâlâ “Anayasa düzeni, basın hürriyeti, hakim teminatı, üniversite özerkliği” diye sayıklayıp duruyordu.

İsmet, 1958′de topladığı CHP Kongresi’nde DP’den ayrılan Hürriyet Partisi’nin kendisine katılımını kutluyor, ancak gerçek problemleri bırakıp şu konular üzerinde duruyordu:

Eşit muamele, ikinci meclis, anayasa mahkemesi,

 

nispi temsil, yüksek hakimler şurası,

memur kanunu, basın hürriyeti,

üniversite muhtariyeti, sosyal adalet, yüksek iktisat şurası

 

 

 

DIŞ BORÇLAR nasıl ödenecek?.. EĞİTİM ve İSTİHDAM nasıl sağlanacak?.. İTHALAT nasıl bir bağımlılık olmaktan çıkıp İHRACAT arttırılacak?..GECEKONDU salgını, ORMAN tahribi, TOPRAK yağması nasıl önlenecek?..ÜSLER, TESİSLER, KAPİTÜLASYON gibi yabancılara tanınmış haklar nasıl temizlenecek?.. KIBRIS meselesi nasıl halledilecek?.. Rusya ile, Arap ülkeleri ile ilişkiler nasıl düzeltilecek?.. Bunların hiç biri yoktur CHP muhalefetinin “Ana Davalar, İlk Hedefler Beyannamesi”nde!.. Bunların hiç biri ANA DAVA ve İLK HEDEF sayılmamıştır.

Memleketin kan ağladığı günlerde hem muhalefet yapacaksın, hem “ben düzeltirim” deyip iktidara talip olacaksın, hem de temel meselelerle ilgili hiç bir hazırlığın, hatta hedefin olmayacak!.. Havanda su dövecek, soyut prensipler peşinde koşacaksın!…İşte daha sonra Demirel, Özal ve Çiller hükümetlerine de bulaşan ve müzminleşen bu hastalık, ilk CHP muhalefetinde görülmüştür.

1959′da İnönü Uşak’ta, ve Topkapı’da bazı DP’lilerin saldırısına uğradı… Bu onun sempati toplamasına, halkın merhametini kazanmasına sebep oldu. CHP’liler İsmet Paşa’yı gittikleri yerlerde “Hürriyet, Hürriyet” diye bağırarak karşılıyorlardı.

Ne olduğu belirsiz “hürriyet”, Meşrutiyet’ten sonra ilk CHP muhalefeti sırasında slogan haline gelmiş, daha sonra Demirel, Özal ve Çiller halka “daha fazla hürriyet” vaadetmekten kaçınmamışlardır…. Hem muhalefette değil, kendi iktidarları dönemlerinde!.. Cumhuriyet döneminde her hastalığa bu hiç bir işe yaramaz “Hürriyet=ölü diriltme ilacı” anlayışını, gene İsmet Paşa bulaştırmıştır. (Bakınız: MİLLİ MÜCADELE yazımız)

Aslında Menderes de, Bayar da, DP’liler de yetiştikleri İsmet Paşa’nın totaliter partisi CHP alışkanlıklarından ve TEK PARTİ özleminden kurtulamamışlardır!.. Menderes, tıpkı İsmet Paşa gibi, TEK ADAM olma hastalığına tutulmuştu.

İsmet Paşa bu noktada belki hayatının tek doğru sözünü söyler: ŞARTLAR TAMAM OLDUĞU ZAMAN, MİLLETLER İÇİN İHTİLAL MEŞRU BİR HAKTIR!..İsmet Paşa 19 Nisan’da Kızılay’da saat 5′de bir dolanıp halkın nabzını yokladı… Millet Menderes’ten memnun olmadığı için İsmet Paşa’yı tezahüratla karşıladı. 28 Nisan’da İstanbul Üniversitesi’nde olaylar çıktı. 29 Nisan’da Ankara’da benzer olaylar oldu… Bu, nümayişlerin bir merkezden planlandığını gösteriyordu. Daha sonra, 1970′lerde komünistler Turan Emeksiz’e “o bir komünistti” diye sahip çıkacaklardı!.. Menderes’e giden istihbarat nümayişleri CHP gençlik kollarının örgütlediği şeklinde idi. 21 Mayıs’ta bazı subayların önderliğinde Harbokulu öğrencileri Kızılay’da bir yürüyüş yaptılar… Bu Menderes ve DP iktidarına son ihtar mahiyetinde idi fakat kimse anlamadı!.. Daha doğrusu bir iki kere Menderes istifa edebileceğini söyledi ama Bayar bütün mesuliyetin kendi üzerine yıkılacağından korkarak istifayı kabul etmedi… İsmet Paşa 27 Mayıs’ta gelip Menderes’i Eskişehir’de yakalıyan ihtilale, hiç karşı çıkmamıştır.Kemal Tahir’e göre “27 Mayıs Hareketi, aydın egemenliğinin yeni baştan kurulmak istenmesidir.”

İsmet, halkı gibi askerleri de hiç tanımazdı… Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na “Kurmayları bilirim, bunlar gelirler, gitmesini bilmezler” demişti… Halbuki 27 Mayıscılar da, 12 Mart ve 12 Eylül liderleri de beklenenden çok önce bırakıp gittiler… Meydan yine sivil politikacılara kaldı. Onlar da her on yılda bir memleketi uçurumun kenarına getirdiler.

Memleketi Menderes’ten kurtaran ve bu yüzden omuzlarda taşınan askerler, bir süre sonra İsmet Paşa ile irtibata girdiler… Ama İsmet onların amacının farkında değildi ve tek derdi DP’nin kaybettiği iktidarı nasıl alacağı idi… Halkın kendisine teveccüh ettiğini, kahir ekseriyetle seçimi kazanacağını sanıyordu!

Halbuki askerleri omuzlarda taşıyan halk, 1961′de İsmet Paşa ön plana çıkmaya başlayınca, bir tekerleme daha bulmuştu:

 

Gitti İsmet
Açıldı kısmet!..
Geldi İsmet,
Kesildi kısmet!
 

 

İhtilalciler ve onların göreve getirdiği bakanlar, Meclis bir süre sonra İsmet Paşa’nın oyuncağı haline geldiler… Özellikle Türkeş’in de aralarında bulunduğu 14′lerin ayıklanmasından (13.11.1960) sonra !..

İsmet Paşa’nın 1958 CHP Kongresi’nde “TÜRKİYE’nin en önemli meseleleri” diye sunduğu safsata hususlar, 1960 Anayasası’nda baş köşelere oturdu… Kıbrıs, Sovyetler’le ilişkiler, ABD kapitülasyonları gibi önemli hususlar ele alınmadı. Ancak TÜRKİYE’deki her ihtilal hükümeti gibi israf ve gösterişten kaçınıldığı için, ekonomi istikrara kavuştu… Kuyruklar, sıkıntılar ve karaborsa azaldı. Millet rahat bir nefes aldı.

1961 yılında OECD’nin TÜRKİYE bürosu açılırken, MISIR tavrımızdan dolayı bizimle diplomatik ilişkilerini kesti… Ruslar uzaya ilk insanı gönderdi… Sovyet-Arnavutluk ilişkileri bozuldu.

Bu arada belirtmek gerekir ki, liderliği Albay Alparslan Türkeş’in yaptığı 14′lere mal edilen bir ÜLKÜ BİRLİĞİ vardı… Bu Milli Birlik Komitesi’nce kurulmuş bir komisyonun tesbitleri idi. Tamamen ATATÜRKÇÜ bir görüşle hazırlanmıştı… İçinde “Türkiye” adının değiştirilip ATATÜRK’ün kullandığı TÜRKELİ ifadesinin benimsenmesi dahi vardı!.. Ancak ne olduysa, 14′lerin tasfiyesinden sonra ÜLKÜ BİRLİĞİ’nden söz eden olmadı… İsmet’e yakın komite üyeleri, onun tesbit ettiği esasları kanunlaştırmış, ama ATATÜRK’ün prensiplerini hasıraltı etmişti!

Milli Birlik Komitesi’nin önemli icraatlarından biri bir TOPRAK reformu düşünmesi ve buna engel gördüğü 55 ağayı doğudan batıya nakletmesi idi… İsmet Paşa seçimden sonra başbakan olur olmaz bu ağaları yerlerine geri göndermiştir… İsmet’in bu davranışı, 1934′den itibaren ağalığa ve Kürtlüğe hizmet eden politikasının devamıdır… Bunun neticesinde tabii ki toprak rejiminde de hiç bir iyileştirici faaliyette bulunulamadı.

6.1.1961′de Kurucu Meclis göreve başladı… Yeni Anayasa’yı, seçim kanunu gibi önemli kanunları çıkardı, 26.10.1961′de de görevi yeni seçilen meclise devretti… Anayasa halkoyuna sunuldu ve kabul edildi.

Bütün dış baskılara rağmen askerler memleketi iflasa ve sömürge olmaya sürükleyenleri cezalandırmak istiyorlardı… Verilen 15 idam cezasından 3′ü bu amaçla uygulandı. Diğerleri bir süre hapis yatıp paçayı kurtardılar.

İsmet Paşa sonunda mesuliyetin kendisine yükleneceğini düşünerek Yassıada mahkemelerinden çıkan idam kararlarının uygulanmamasını istemiştir… Biz o idamları yerinde bulduğumuz gibi, hapse çevrilen ve sonradan affedilenlerin idamını dahi gerekli görürdük… Daha sonraki ihtilallerde sorumluların idam ve hapis edilmemesi sonucu, ülke şu anda siyasi açıdan 1950′lerdeki durumuna dönmüştür.

Menderes ve İsmet’in savunduğu NATO, CENTO ve İkili Anlaşmalar gibi, şimdi de Çiller ve destekçileri bizi GÜMRÜK BİRLİĞİ, AB gibi ittifaklara sokmaya çalışıyor, girdikçe de bayram ilan ediyor!.. Eğer geçmiş idam cezaları ESAS SEBEPLER’i ilan edilerek uygulansaydı, daha sonra kimse ihanete cesaret edemezdi!..

DP kapatılmış, Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edilmiş, Bayar başta olmak üzere DP ileri gelenleri içeri tıkılmıştı ama, HALK öyle pek İsmet Paşa’ya razı olacak gibi değildi!.. DP’liler ADALET PARTİSİ’ni YENİ TÜRKİYE PARTİSİ’ni kurarak varlıklarını sürdürdüler… İsmet Paşa BATI tarzı “demokrasi”yi 1946′da ülkeye getirmiş (!) olan kişi idi ama, 1960′da bile halk DEMİR-KIR-AT’ı Menderes’in partisi ile ve AT ile bağdaştırdığı için, AP kendisine amblem olarak AT’ı seçti… Demirel üç kere gidip gidip geldi, kurduğu bütün partilerde AT’tan vazgeçmedi!Aslında ne AP, ne YTP, ne de DYP; DP’nin devamı değildirler!.. Demirel 1960′larda Bayar’ın affedilmesini adeta engellemiştir, kendisine rakip olacağı için!.. Bayar ve eski DP’lileri affedip onları AP ile kapıştıran, eski düşman İsmet Paşa’dır!..

ADALET PARTİSİ, Emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın başkanlığında ve Tahsin Demiray (eski Köylü Partisi başkanı), Necmi Öktem (general), Şinasi Osma (albay), Cevdet Perin (doçent), Kâmuran Evliyaoğlu (gazeteci) gibi önemli, tanınmış kişilerin gayreti ile kurulmuştu… YENİ TÜRKİYE PARTİSİ’nin başında eski Maliye Bakanı Ekrem Alican vardı. Eski milletvekilleri İrfan Aksu, Raif Aybar, Hikmet Belmez, Hasan Kangal, Mithat San, Cahit Talas (eski Çalışma Bakanı), Sırrı Öktem (general) gibi tecrübeli kişiler de bu partide yer almıştı.

15 Ekim 1961 seçimlerinde CHP ve İsmet Paşa iktidara geleceklerinden o kadar emindiler ki, Başbakan olarak İsmail Rüştü Aksal’ı bile belirlemişlerdi!.. Ama seçim sonuçları şöyle tecelli etti: CHP %36.7, AP %34.8, CKMP %14, YTP %13.7… Meclis ve Senato dağılımı ise şöyle idi: CHP 173-36, AP 158-71, CKMP 54-16, YTP 65-13..

Bu da göstermişti ki, DP oyları ihtilal ile CHP’ye kaymamış, AP’ve YTP’ye gitmişti!.. Bizce HALK Menderes’i tuttuğundan değil, İsmet’I teptiğinden AP ve YTP’ye kaymıştı!

İhtilalciler de CHP’nin iktidara gelmesini istediklerinden burulmuşlardı… Durumlarını Gürsel’i cumhurbaşkanı seçtirerek kurtardılar… Milli Birlik Komitesi üyeleri ömür boyu senatör oldular… ORDU bu suretle sivil politikacıları kontrol altında tutmak istiyordu.

Hiç bir parti tek başına iktidara gelemedi… İsmet Paşa ilk olarak CHP-AP koalisyonunu kurdu… (Kasım 1961) İsmet’in bu hükümetinde Çalışma Bakanı Bülent Ecevit idi… 1950′de Toprak reformu kanununu uygulatmıyan Cavit Oral ise gene Tarım Bakanı olmuştu!.. Bu hükümetin ilk açıklaması “Milletlerarası çalışmalarımızda NATO ve CENTO ittifaklarının hususi bir yeri vardır” diyerek kapitülasyonların devamına itirazı olmadığını belirtmek olmuştur.

BATI uşağı bu hükümete, BATI tabii ki keseyi açtı… 1962′de ABD ile bir kredi anlaşması imzalandı. Avrupa devletleri ve Amerika tarafından “TÜRKİYE’ye Yardım Klubü (Konsorsiyum)” kuruldu… Menderes’i sürüm sürüm süründürenler, nedense İsmet Paşa’ya kesenin ağzını açmışlardı!..Aslında bu, “komaya girmiş hastaya serum takılması” gibi idi… 1962 yılında 1.7 milyar dolar dış kredi alındı… Ama hükümet aynı yıl sadece dış ticaret açığı olarak 2.2 milyar dolara ihtiyaç duyuyordu!..24 Temmuz’da TÜRKİYE AET’ye ORTAK ÜYE kabul edildi.

Bunlara taviz olarak Ağustos ayında AMERİKAN Barış Gönüllüleri Bürosu açıldı… Her biri özel yetiştirilmiş bu genç casuslar, memleketin dört bir yanına yayıldı, fesat saçmaya başladı!.. 1968′den itibaren başlıyan ve gittikçe artan öğrenci ve bölücü eylemlerde bu kişilerin rolü büyüktür… Bilhassa Güneydoğu’da istatistikî bilgi toplamaya gayret ederlerdi.

Öte yandan ORDU içinde bir cunta kuruldu, SİLAHLI KUVVETLER BİRLİĞİ diye!.. Bu ekip Gürsel’e verdiği bir ültimatomla ordu içinde kendilerine karşı olanları tasfiye ettirdiler. SKB 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963′de İHTİLAL teşebbüsünde bulundu… Ayrıca bir başka grup üst rütbeli subay da Prensipler Genelgesi vermiş, ve Yassıada cezalarının affedilmemesi, tasfiye edilen subayların geri dönmemesini parti liderlerine kabul ettirmişlerdi.

İhtilal girişiminden kısa bir süre önce Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay 72 komutanı topladı, onlara ordu içindeki huzursuzluklardan bahsetti, ancak İsmet Paşa’nın desteklenmesi gerektiğini söyledi. Generaller kendisini destekledi, ancak albaylar o fikirde değildi… Bilhassa Necati Ünsalan “Bu memleketin kaderi 80 yaşında bir ihtiyara terkedilemez” dedi… Talat Aydemir de, “CHP’nin de ihtilale hazırlandığını” söyledi.

Kısacası Milli Birlikçiler İsmet’i tutuyorlardı ama ordunun genç elemanları onu da Menderes gibi silip atmak istiyordu!.. Menderes “ben kendime sabık başbakan dedirtmem” demişti ama; İsmet de 80 yaşında dahi hırsla başbakanlığa razıydı, iktidarı ve parti başkanlığını bırakıp gitmeyi düşünmüyordu!

Genç subaylar, tepelemek istedikleri DP’nin devamı AP’nın iktidarını ve İSMET’in bir daha iktidara gelmiş olmasını hazmedemediklerinden, 22 Şubat 1962′de bir ihtilal tecrübesine giriştiler, başaramadılar.

İsmet’in bir daha ihtilal olmaması için gösterdiği gayret kayda değer… Diğer hükümet mensupları Eskişehir’e kaçmaya hazırlanırken o karargahlara gidip emirler yağdırmıştı… Ancak bunu ülke için mi, yoksa kendini kurtarmak için mi yaptığı tartışmalıdır.

İsmet takibat yapılmayacağını taahhüt edince, Talat Aydemir ve 3 arkadaşı teslim oldu… Ancak koalisyon hükümeti Mayıs ayında istifaya mecbur oldu. Yeni hükümeti gene İsmet, bu sefer CHP-CKMP-YTP koalisyonu şeklinde kurdu… Ancak Bölükbaşı CKMP’den istifa etmişti. O, iflah olmaz bir muhalefet adamı idi!

Ecevit gene Çalışma Bakanı idi… Bu hükümetin ilk icraatlarından biri 55 doğulu ağaya yerlerine dönme izni vermesi oldu!.. Sözüm ona 5000 dönümden fazla toprakları kamulaştıran bir kanun çıkarıldı!.. Ancak ne derece etkili olduğu hiç bir zaman araştırılmadı.

Dış olaylara gelince; 1962 yılı Ocak ayında ABD, KÜBA ile ilişkilerini kesti!..Hemen arkasından PAPA 6. PAUL, Hıristiyanlığa zarar verdiği iddiasıyla KASTRO’yu AFAROZ etti!..Şubat ayında da Katolik başkanı Kennedy KÜBA’ya ambargo uygulamaya başladı… Bu ambargo Rus ve Amerikan gemilerini karşı karşıya getirdi. Bütün dünya nükleer bir savaş olacağı korkusuna kapıldı… Bilhassa mevcudiyetinden sonradan haberdar olduğumuz nükleer füzeler dolayısiyle, TÜRKİYE topun ağzında idi!. Gerek Hükümet, gerekse askerler o günlerde atlattığımız tehlikenin farkında değildi.

Sonunda Kruşçev geri adım attı, Kasım ayında KÜBA’daki nükleer füzeler söküldü, imha edildi, ambargo kalktı… Bir kaç gün sonra da Amerika TÜRKİYE’deki JÜPİTER füzelerini kaldıracağını açıkladı… Ancak bu suretle pazarlık konusu olduğumuzu anladık.

Sovyetler Birliği Çin’i saldırılara karşı koruyacağını ilan etti… Kruşçev, “Kapitalist ülkelerden iyi ve karlı olanı taklit etmeliyiz” dedi… Eğer dediği gerçekleşebilseydi, 1990′da yıkılan SSCB değil; KAPİTALİST BATI olurdu!

Kennedy’nin gizli metresi Marilyn Monroe yatağında ölü bulundu!.. Kennedy bu kadını, yaklaşmakta olan seçimlerde başını derde sokacağından korkarak CİA ajanlarına temizletmiş, cinayete de “intihar” süsü verilmişti!.. Ama kızın ahı yerde kalmadı. Kennedy’i de bir cinayete kurban gitti.

Aynı yıl Malta adası, Jamaika, Uganda ve Cezayir bağımsızlığa kavuştu… Nisan ayında Irak’ta Kürtler hükümete karşı ayaklandılar… Yüzlerce kişi öldü… Yemen’de isyancılar bir hafta önce tahta geçen İman Ahmed’i öldürerek Yemen Cumhuriyeti’ni ilan ettiler.

Mayıs ayında askerlerin gayreti ile oluşturulan Küçükçekmece Atom reaktörü hizmete girdi… TÜRKİYE böylece NÜKLEER enerji konusunda ilk adımı atmış iken arkası gelmedi!.. Bilhassa dönemin solcuları, DOĞU BLOĞU’nun sahip olduğu NÜKLEER silahları unutup, TÜRKİYE’de “barış” teraneleri ile Hiroşima sömürüsü yapıyorlardı!.. TÜRKİYE’nin NÜKLEER gücünün olmaması, BATI’nın da işine geldiği için ses çıkarmadılar… Bugün dahi aynı kısır tartışma sürüp gitmektedir.

Talat Aydemir hiç bir zaman hevesinden vazgeçmedi. Gazetelere verdiği beyanatta:

- “İnönü’nün adı zekasından büyüktür!.. İnönü tükenmiştir!.. Reformlara en çok ihtiyacımız olduğu bu devirde, bütün hayatı “statükoyu muhafaza” ile geçirmiş İnönü’yü tekrar iş başında görmek, bu milletin talihsizliği olmuştur!”

der… Şu Talat Aydemir heykeli dikilecek adamdır!.. O arada yurda dönmüş olan 14′ler ile de irtibata geçtiler… 1963 yılı Mart ayında Ankara’da AP Genel Merkezi göstericiler tarafından tahrip edildi. Nihayet 21 Mayıs 1963′de Talat Aydemir tekrar bir darbe teşebbüsünde bulundular… Ancak halk, gençlik ve ordu komutanları ihtilali desteklemedi. Sonunda Harbokulu öğrencileri atıldı, Talat Aydemir ile Fethi Gürcan idam edildi… İsmet Menderes’in idamına karşı çıkarken, darbe yapanları idam etmeyi beis görmedi!.. (26)İsmet Paşa’nın bu hükümeti de kısa ömürlü oldu… YTP çekilince yıkıldı. İsmet, yeni hükümeti bu sefer CHP-Bağımsızlar olarak kurdu. Ecevit gene Çalışma Bakanı idi… Ecevit’in çıkartmak üzere olduğu sendika ve grev yasalarının etkisi de hemen görüldü, İstinye’de işçiler greve gitti ve polisle çatıştı… Bu grevler, ve sendikaların tahripkar eylemleri 1968′den sonra hızla arttı… Adeta yeniçeri isyanlarına dönüştü.(27)

DPT’den bazı uzmanlar Hükümet’in Toprak Reformu ile ilgili bütün girişimleri engellediği söylediler… Daha önce de Hükümet’i “servet beyanlarının kaldırılmaması” hususunda uyarmışlardı… Bazıları istifa etti. Bu arada AP Merkez Yönetim Kurulu, Toprak Reformu’nun “temel bir hak olan kişinin mülkiyet hakkına aykırı” olduğunu iddia ediyordu!

Bu konuda olumlu olarak söylenebilecek bir husus, hükümetlerin değişmesine rağmen İsmet’in önemli bakanlıklarda aynı isimleri tutması ve bu şekilde istikrarı bir ölçüde sürdürebilmesidir… Bu bakanlardan Feridun Cemal Erkin, bir konuşmasında TÜRKİYE’nin dışarıya sattığı KROM hakkında ciddi endişeleri olduğunu açıkladı!.. O gün bugündür, madenlerimizin sömürülmesine hala bir çare bulunamadı. (28)

Türkiye’nin AET ortak üyeliği anlaşması da 1963′de Ankara’da imzalandı. ABD ile “zırai maddeler” anlaşması imzalandı… Böylece radyoaktif olduğu için kendi ülkelerinde deneyemedikleri “Meksika Buğdayı”nı bize gönderip deneme imkanı buldular… Ayrıca “fenni tohum”, sunni gübre, tarım ilacı, hatta zararlı hormonların girmesine fırsat verilmiş oldu.

Bütün bunlar 1950′lerde Menderes’in düşüncesiz traktör atılımı gibi, tarım ürünlerinde bir artış sağladı… Ancak ünü dünyaca meşhur tütünümüzün, çayımızın, pamuğumuzun, İzmir üzümümüzün, Amasya elmamızın, Ayaş domatesimizin, hatta etimizin, sütümüzün bozulmasına yol açtı. (29)

Amerika ile bir de kredi anlaşması imzalandı… Almanya teknik yardım ve mali yardım anlaşmaları, İsveç ve Avusturya ile kredi anlaşması imzalandı…Mısır’la kesilen münasebetler ancak bu tarihte kuruldu.

1963 yılının en önemli dış olaylarından biri Profumo skandalı idi… İngiltere’nin Savaş Bakanı Profumo, Cristin Keeler adlı bir mankene tutulmuş, Ruslar’ın bu manken kız aracılığı ile bilgi sızdırdığı öne sürülmüştü… Amerika’da Kennedy’nin getirdiği yasaları uygulamayıp ırkçılığı sürdüren Alabama valisi George Wallace’a karşı zenciler gösteri yaptı, 2000 kişi yaralandı.

22 Kasım’da zencileri savunan Kennedy, zenci düşmanı Teksas-Dallas’ta uğradığı bir suikastte öldürüldü… Yerine yardımcısı Johnson geçti. Kennedy’nin kaatili Oswald da Ruby adında bir barcı tarafından öldürüldü… Sonra o da ortadan kaldırıldı. Böylece Kennedy’nin planlı bir şekilde devre dışı bırakıldığı anlaşıldı.

Aynı yıl Güney Afrika, Zanzibar ve Kenya bağımsızlığa kavuştu… Irak’ta askeri darbe oldu. Başbakan Abdül Kasım idam edildi… Almanya’da meşhur Ludwid Erhard’ın yerine Adenauer Devlet Başkanı oldu.

1964 yılı Şubat ayında Ruanda’da Tutsi kabilesinden binlerce kişi düşman kabile Hutular tarafından katledildi!… Aynı olay 1995 yılında da tekrarlanacaktı. Çünkü EMPERYALİST BATI, AFRİKA’da sınırları kabile ve inançlara göre değil; kendi menfaat pazarlıklarına göre çizmiş, AFRİKA’nın bütün sosyal yapısını bozmuş, kabileleri bölmüş, birbiriyle karşı karşıya getirmişti.

İşte Ruanda, Burundi ve Zaire’deki bu TUTSİ-HUTU sürtüşmesi bu yüzdendi… Mesela Ruanda’da halkın %85′i Hutu, %15′i Tutsi iken, SÖMÜRGECİ FRANSA Titsiler’i himayesine almış ve Hutuler’e karşı kullanmıştı… Çekilip gittiğinde de Devlet ve ordu Tutsi hakimiyetinde kalmıştı. Bu da çoğunluk olan Hutular’ın ezilmesine yol açmıştı… Çatışmalar bu yüzden meydana geliyordu.

Yine bu yıl içinde Hindistan lideri Nehru öldü, yerine Lal Bahadur Şastri geçti… Peru’da bir futbol maçında çıkan kavgada 135 kişi öldü. Bu olay futbolun hiç te barış getirmediğinin yeni bir göstergesi oldu…Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu… Hemen terör faaliyetlerine başladı.

Temmuz ayında Pakistan Cumhurbaşkanı Eyüp Han TÜRKİYE’ye geldi ve şu teklifte bulundu: “Bizler siyasi olmasa da birleşerek ekonomik dayanışmamızı sağlıyacak bir yakınlık içinde olmalıyız!..” Ama bizimkilerin politikası Batı’ya yönelikti. Başkasını gözü görmezdi.

1964′de Amerika ile bir kredi anlaşması daha imzalandı… TÜRKİYE’ye yardım konsorsiyumu istediğimiz 250 m. doların ancak 100 milyonunu verdi!.. TÜRKİYE bir de Dünya Gıda Programı anlaşması imzaladı. TÜRKİYE Finlandiya ve Almanya ile teknik işbirliği, Avusturya ile işçi anlaşması imzalandı… İsveç, Norveç ve Lüksemburg ile kredi anlaşmaları yapıldı. TÜRKİYE OECD kredi anlaşmasına katıldı.

Sovyetler Keban Barajı için kredi teklif etti… Ancak Hükümet, “Kıbrıs politikasını değiştirmediği takdirde kabul etmiyeceğimizi” bildirdi!.. Sanki Sovyetler’in Kıbrıs politikası aleyhimize de, Amerika ve İngiltere’ninki farklı!.. Yine de Aralık ayında bir ticaret heyeti Rusya’ya gitti… Sovyetler ile 1965 yılı için bir ticaret anlaşması bir de kültür alaşması imzalandı… Pakistan ile ticaret anlaşması yapıldı.

15 Mayıs’ta karasularımızı 6 mile çıkardık!.. O tarihe kadar 3 mil idi!.. Halbuki Yunanistan ta 1936′da 6 mil yapmıştı!..Bu konuda İsmet kılını kıpırdatmamış, ATATÜRK te her nedense atlamıştı!..

1964 yılında Mesut Suna adlı bir elektrik ustası 4 metreden İsmet’e 3 el ateş etti, ama vuramadı!..Demek ki İsmet Paşa’dan bu ülkenin daha bir sekiz yıl çekeceği vardı.

İsmet Paşa’nın 27 Mayıs İhtilali’nden sonra Başbakan olarak görev aldığı 3 koalisyon hükümetinde yaptığı en hayırlı iş, Kıbrıs’ta soydaşlarımızın katledilmesi üzerine uçak uçurması ve Rumlar’ı bombalamasıdır…

Rumlar’ın TÜRKLER’e saldırısı 1963 yılı ortalarında başlamıştı… Bu olaylar artınca İsmet TÜRK jetlerini Kıbrıs üzerinde şöyle bir uçurttu. Kısa bir süre için saldırılar kesilir gibi oldu.

Ama 1964 başında iyice azıttılar. Yağmacılığa, hırsızlığa başladılar… Ocak ayında saldırdıkları TÜRKLER’den 21′i hastanede öldü, 6’sı kayboldu. Tarihi BAYRAKTAR CAMİİ 3. defa bombalandı, Subat ayında Rumlar köylere saldırdı… 50 TÜRK öldürüldü. Kurtulanlar göçe başladılar. İsmet Paşa hükümeti uzun tereddütten sonra ancak 13 Mart’ta Makarios’a “müdahale hakkını kullanacağını” bildiren bir nota verdi.

Hükümet MÜDAHALE kararı aldı. Aslında bu bize anlaşmalarla tanınmış bir haktı. Bir yandan da Birleşmiş Milletler’de ve Londra’da görüşmeler sürmekteydi.

ABD, uzun yıllar BATI UŞAĞI bilinen bu adamın bu hayret verici çıkışı üzerine o kadar şaşırır ki, tepkisini nezaket kurallarına bile uymadan hemen gösterir… Cumhurbaşkanı Vekili, sığır çobanı kılıklı Johnson o meşhur mektubunu yazıp kulağımızı çeker! “Haddinizi bilin haa!” der… Bu haysiyet kırıcı mektubun tercümesini EK olarak vereceğiz, dişlerimizi gıcırdatarak ve ABD EZELİ DÜŞMAN olduğunu bir kere daha hatırlatarak!..

Bu herifin Kennedy’inin vurulmasında parmağı olduğu iddiası bir yana, mektuptan iki ay sonra Viyetnam Savaşı’nı başlatması HIRİSTİYAN BATI EMPERYALİST zihniyetin neme nem bir şey olduğunu, nasıl çift standart uyguladığını gözler önüne serer!..İsmet Paşa ise, ABD’ye “kararı askıya aldığını, ancak mektubu da hayal kırıcı bulduğunu” bildirmekle yetinir!

Birleşmiş Milletler hemen adaya asker gönderdi… Kısa bir zaman sonra bu askerlerin adaya TÜRK halkını korumak için değil; TÜRKİYE’yi müdahaleden caydırmak için geldiği anlaşıldı!.. Çünkü Rum saldırıları durmadı.

Temmuz ayında TÜRKLER’in sıkıştığı Girne (Saint Hilarion) kalesini kuşattılar… Bir avuç TÜRK mücahit kaleyi günlerce savundu. Bu arada Rumlar kadın-çocuk-yaşlı demeden katliama devam ettiler… Nihayet 8 Ağustos günü TÜRK jetleri harekete geçti… Erenköy civarındaki Rum askeri hedeflerini bombaladı. Ayrıca askeri birlikler gemilere bindirildi… Durumun ciddiyetini gören Makarios ateşkes istedi. Rumlar bu arada uçağı düşürülen Pilot Cengiz Topel’i işkenceyle şehit ettiler.

O zaman anlaşıldı ki, DIŞA BAĞIMLI EKONOMİK VE ASKERİ POLİTİKA sonucu TÜRKİYE’nin NATO’dan aldığı jetlerin BENZİN’i yoktur!.. ÇIKARTMA GEMİSİ yoktur!..Bütün bu yıllar boyunca biz kendimizi değil, BATI’NIN MENFAATLERİ’ni savunup durmuşuzdur!.. Üstüne üstlük Johnson da sözüm ona NATO ortak savunması için verilmiş silahları “Rusya bize saldırırsa kullanamıyacağımızı” bildirmiştir!.. Yani politikacıların BATI UŞAKLIĞI’na soyunduğu şu son 15 yılda TÜRKİYE tam anlamıyla “ayvayı yemiş”tir!..

İsmet, nihayet uyanır ve şu sözleri kullanır: “Gerekirse yeni bir dünya düzeni kurulur, ve TÜRKİYE’de bu düzende yerini alır!..” TÜRKİYE aslında 1919′da yerini MAZLUM ÜLKELER’in safında almıştı, ama İSMET PAŞA ve MENDERES 1940′lardan itibaren BATI’ya kaymışlardı… MENDERES asıldığına, İSMET te uyandığına göre, ABD’ye yeni bir uşak gerekmektedir… Bu sözler İsmet’in sonu olur.

Ağustos ayında ABD Viyetnam’a savaş açtı… Aslında olay Rus yapısı Viyetnam torpil gemilerinin bir ABD destroyerine saldırmasıyla başlamıştı ama, ABD’nin orada ne işi vardı ki?.. Bunun üzerine ABD gemi ve uçakları saldırdı. 25 viyetnam torpil gemisini batırdı, bir petrol platformunu imha etti… ALLAH bilir kaç kişi öldü!.. Bu olay bizim Kıbrıs’ı bombalamamızdan bir gün önce oldu!

Ekim ayında Kruşçev, bir Kremlin darbesi ile KP liderliğinden düşürüldü, yerine Leonid Brejnev geçti… Kosigin başbakan oldu. Kruşçev katıldığı son politbüro toplantısında endüstriyi, tarımı ve parti organizasyonunu kötü idare etmekle suçlandı… Kruşçev Stalin’in kurduğu bir çok çalışma kampını kapatmış, gizli polisin de gücünü azaltmıştı… Küba hezimeti de sonunu hazırlamıştı.

Temmuz ayında SSK ve Danıştay Kanunları kabul edildi… Bu arada işçi grevleri problem olmaya başlamıştı. Tam Kıbrıs olayları sırasında Ataş’ta işçiler greve gitmeye kalktılar!.. Yani orduyu benzinsiz bırakacaklardı. Hükümet grevi erteledi. O tarihten beri sendikalar sanki bu ülkede başka bir devletin adamları imiş gibi faaliyet gösterirler.

O tarihlerde Ragıp Gümüşpala ölmüş (Haziran 1964), AP’nin başına ABD destekli Bayar’ın eski “su müdürü”, Amerikan Morison firmasının temsilcisi Süleyman Demirel, adeta “gökten zembille inerek” gelmiştir.

Öyle ki, rakibi Saadettin Bilgiç’in bir Mason arkadaşından temin ettiği Demirel’in “mason kaydı” delegelere dağıtılınca; Mason Demirel dernek başkanı ve üstadı Necdet Egeran’ı kullanarak sahte bir “mason değildir” belgesi almış, bunu AP kongresinde dağıtarak seçimi kazanmıştı!.. Demirel’in bu kongrede Masonluk ne kelime, “her sabah KUR’AN okumadan kahvaltıya oturmayan bir aileden geldiğini” iddia etmesi meşhurdur!…Halbuki Bilgiç’in belgesi gerçekti!.. Demirel Ankara BİLGİ LOCASI’na 43 sıra ve 48 matrikül numarasıyla kayıtlı su katılmamış bir MASON idi!..Ne manevra değil mi?

Bu Demirel’in politik hayatında belki ilk söylediği yalandı ama, hiç te sonuncu olmadı!… Bütün ömrü yalan, palavra, demogoji, boş vaatler ve dümenle geçti!

AP’nin çiçeği burnunda başkanı Demirel’in ilk icraatı, Johnson’un başkanlık törenleri için ABD’ye giden İsmet’i, kalleşce bir tutumla yurt dışında iken hükümetten düşürmek olmuştur!…(Ocak 1965) ABD’den ümit kesen Menderes nasıl ihtilalle devrilmiş ve idam edilmişse, BATI yanlısı İsmet te ufak bir MİLLİ SİYASET uygulama temayülü gösterdiği için, alaşağı edilir!

Halbuki aynı günlerde Sovyet Yüksek Şura Başkanı Podgorny TÜRKİYE’yi ziyarete gelmişti… Sovyetler’in Keban Barajı’na ilgisi devam ediyordu… Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin de, Meclis’te “TÜRK-SOVYET ilişkilerinin gelişmesinden dolayı AMERİKA bize kızgın değildir” diye açıklama yapmıştı!Ne var ki, bu kalleşçe devirme olayı halkın İsmet’e duyduğu tepkiyi kaldırmaya yetmez!.. Bir sonraki seçimde halk İsmet Paşa’dan kurtulmak için Süleyman Demirel’i destekler!.. Ta ki, o da BATICILIK ÇARKI’na kapılıncaya kadar!

 

 

 

 
Bölüm 1
Bölüm 2
Bölüm 3
Bölüm 4
Bölüm 5
Bölüm 6
Final

Tags: Ama, Bu, Chp, Daha Fazla, Dp, Duman, Hayata, Ilk, Ini, Lere, Meclis, Menderes, Mp, Oy, Parti, Rahat, Seyfi, Tahir, Trt, Yeni Bir

Related posts